especifismo Archives - Barikat Haber https://barikathaber.org/tag/especifismo/ Barikat sokağı kapatır ama yolu açar. Wed, 17 Jan 2024 15:56:55 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://barikathaber.org/wp-content/uploads/2021/12/cropped-barikat-32x32.jpeg especifismo Archives - Barikat Haber https://barikathaber.org/tag/especifismo/ 32 32 Güncel Anarşist Tartışmalar-2: Queer Toplumsal Anarşizm (Çev. Umut Aydemir) https://barikathaber.org/2024/01/guncel-anarsist-tartismalar-2-queer-toplumsal-anarsizm/ Wed, 17 Jan 2024 15:55:04 +0000 https://barikathaber.org/?p=66495 Çeviren Notu: Queers With Guns’ın yazarı Elisha Moon Williams tarafından kaleme alınan yazı, genel hatlarıyla toplumsal anarşizmin especifist yaklaşımıyla queer kesişimselliğini kurmayı amaçlayan bir perspektif ve diğer queer anarşizmlere yönelik bir eleştiri olarak görülebilir. 20. yüzyılın başlarında Brezilya ve Uruguay’dan gelen ve Spesifik Anarşist Örgüt (SAO) ve Halk Örgütü olarak adlandırılan kavramlara vurgu yapan bir...

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-2: Queer Toplumsal Anarşizm (Çev. Umut Aydemir) appeared first on Barikat Haber.

]]>
Çeviren Notu: Queers With Guns’ın yazarı Elisha Moon Williams tarafından kaleme alınan yazı, genel hatlarıyla toplumsal anarşizmin especifist yaklaşımıyla queer kesişimselliğini kurmayı amaçlayan bir perspektif ve diğer queer anarşizmlere yönelik bir eleştiri olarak görülebilir. 20. yüzyılın başlarında Brezilya ve Uruguay’dan gelen ve Spesifik Anarşist Örgüt (SAO) ve Halk Örgütü olarak adlandırılan kavramlara vurgu yapan bir akım olan especifismo, “toplumsal eklemlenme” gibi öncücülük ve “entryism”* karşıtı güncel yöntemlerle sosyal mücadeleleri açıkça anarşist yapmaya değil, ilkelerle yönlendirmeye çalışan programatik bir örgüt önerisi olarak özetlenebilir. Mevcut queer anarşizmlerin özellikle ABD bağlamında kabaca ne gibi eğilimlere sahip olduğunu anlatan yazar, herhangi bir ortak çerçeveyi tartışmayı reddeden eğilimleri, örgütlenmenin tamamen kendiliğinden ve belirli bir bağlamda bireysel yapılamayacağını, net bir teori ve pratik setini savunmanın anti-anarşist olmadığını da ekleyerek eleştirir. Mevcut queer anarşizmlerin yöntemlerini especifist araçlarla karşılaştıran yazar, bu araçların queer topluluğu açısından hayati şekillerde nasıl kullanılabileceğine dair de genel bir hat çizer. ABD gerçekliğinde yazılmış bir yazı olması göz önünde bulundurularak, otonom yapılar olan çalışma gruplarıyla ve toplumsal eklemlenme gibi yöntemlerle ne tür bir katılımdan söz edildiğine, öncücü anlayışa ve “girişçiliğe” karşı çıkılan noktadan especifist örgütün neler önerebileceğine dair geliştirilmeye açık bir perspektif sunuyor. Dünya genelindeki toplumsal anarşizmde özellikle son yıllarda queer mücadelesine dair içerikler artarken, coğrafyamızda da bütünlüklü bakış açısından tahakküm sistemlerinin kesişimselliklerini vurgulamanın ve bunu teorik zemine taşıyabilmenin hayati olduğunu düşünüyorum.

*Entryism: Girişçilik, genellikle kendi örgütlerinin siyasi çıkarları için diğer toplumsal hareketleri ya da örgütleri kontrol etmeye ya da yutmaya çalışan hiyerarşik örgütlere verilen addır. Toplumsal mücadeleleri etkilemeye değil, mücadele alanlarındaki niceliksel çoğunluğu elde edip bu alanlara sahip olmaya, yönetmeye çalışırlar. Buna yönelik anarşist eleştiriden doğan bir yöntem olan “toplumsal eklemlenme”nin basit tanımı yazının devamında yapılmıştır.

Yıkım tek başına yeterli değildir, çünkü ‘hiç kimse, kendi görüşüne göre şu anda var olanın yerini alması gereken şeylerin düzenine dair gerçek ya da yanlış, en azından uzak bir fikre sahip olmadan yıkmak isteyemez.”

Giriş

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki queer toplumunda yaşanan mevcut krizler kesinlikle hayret verici. Topluluğumuzun karşı karşıya olduğu tehditlerin bu denli hızlandığını görmek bana acı veriyor. Queers With Guns’ı yayınladığımda, takip eden aylarda trans topluluğu ve aynı zamanda genel olarak queer topluluğu ile ilgili gerici şiddet ve yasa tasarılarının büyüklüğü hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ayrıca, LGBT+ topluluğunun ABD imparatorluğu içinde örgütlenme biçiminin, yükselişte olan faşist tehdidi caydıracak kapasiteye sahip olmadığı da acı verici bir şekilde aşikâr olmuştur ki bu konudan ilk makalemde bahsetmiştim. O makalede, kendimizi ve topluluğumuzu savunmak için mevcut liberal düzenin dışında neler yapabileceğimize dair sadece genel bir fikir vermiştim. Bu makaleyi okumadan önce Queers with Guns’ın okunması şiddetle tavsiye edilir, çünkü burada ifade edilen fikirler bir önceki makaleyi okuma bağlamı olmadan erişilebilir değildir. Topluluğumuz içinde, queer topluluğunun kendisini faşist tehdide karşı yeni bir yönde örgütleyebileceği ve aynı zamanda burada ve şimdi yaratmak istediğimiz yeni dünyayı inşa edebileceği iyi tanımlanmış bir siyasi çerçeveye yönelik bir açlık olduğu açıktır. Bu makalede daha ayrıntılı olarak ele alınacak olan da tam olarak budur.

Daha spesifik olarak, bu makalenin yazıldığı tarihten itibaren en az 15 yıldır queer anarşist örgütlenmeye ve radikal queer topluluklara hakim olan daha atomize ve tamamen negatif queer anarşizmlerin aksine, bir Queer Toplumsal Anarşizm için zemin hazırlayacağım. Queer anarşist topluluğun teorisi ve pratiği açısından yeni bir yöne ihtiyacı olduğu ve especifist anarşistlerin anarşizmin “sosyal vektörü” olarak adlandırdıkları ve onu ilk başta bu kadar ünlü ve kötü şöhretli yapan şeyi yeniden kazanması gerektiği açıktır.Başka bir deyişle, anarşistlerin halka ve sosyal dokuya geri dönmeleri gerekiyor. Anarşistlerin yeniden popüler olabilmesi için, toplumlarımızı işgal eden mevcut rejimle hem olumlu hem de olumsuz bir şekilde mücadele edebilecek olumlu programlar ve yapılar inşa etmeye başlamamız gerekiyor.

Bu makaleyi yazarak anarşist politikanın bu kayıp tarafını queer anarşist topluluktaki ve genel olarak queer radikal alanlardaki insanlara tanıtmaya yardımcı olmayı amaçlıyorum. Bu makalenin amacı queer toplumsal anarşizmin ya da genel olarak toplumsal anarşizmlerin nasıl işlediğini en ince ayrıntısına kadar açıklamak değildir. Amacı sadece bu ideolojiyi ABD’deki queer anarşist örgütlerin ve ideolojilerin önceki örnekleriyle yan yana koymaya yardımcı olmak ve queer topluluğunun bağlamıyla da kesişen ve şu anda kolektif ihtiyaçlarımızı karşılayan modern bir toplumsal anarşizm yapısını netleştirmeye yardımcı olmaktır. Bu çalışma boyunca ve bu makalenin sonunda, toplumsal anarşizm hakkında daha derinlemesine konuşan ve araştırmanızı şiddetle tavsiye ettiğim kaynaklara atıfta bulunacağım.

Bölüm 1: Queer Anarşizme Genel Bakış

Belirli bir toplumsal anarşizme girmeden önce, Queer Anarşizm’in geniş, karmaşık manzarasını çok genel olarak gözden geçirerek başlayalım. Bu, Queer Toplumsal Anarşizmin daha geniş Queer Anarşist hareket içinde nasıl yer alabileceği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilmemiz için yapılıyor. Çoğu kişi, Queer Anarşizm içindeki farklı eğilimlerin, açık ve farklı açıklamalar ve tanımlarla birlikte düzenli, sıralı bir listesinin olacağını varsayacaktır. Queer Anarşizm şemsiyesi altında farklı teori ve pratik çerçevelerinin nasıl etkileşime girdiği, kesiştiği ve birbiriyle çeliştiği gerçeği ne yazık ki bu kadar basit değil. Verebileceğim en iyi tanım, geniş kategorileri içeren bir tanımdır. Bu geniş kategoriler birbirini dışlamak zorunda değildir ve ne tür bir Queer Anarşistle konuştuğunuza ya da okuduğunuza bağlı olarak farklı şekillerde kesişirler.

Tıpkı Queer insanların yaşamları gibi, Queer Anarşizm içindeki ideolojik inançlar da çoğu zaman birbiriyle bağlantılı, dağınık ve çoğu insan için yüzeysel olarak kafa karıştırıcıdır. Bu geniş kategorilerin Queer Anarşist yazılar veya örgütler içinde kapsamlı bir liste olmadığına dikkat edilmelidir. Bu kategoriler, bu manzaraya aşina olmayanlar için basitlik ve netlik uğruna çizilmiştir. Bu makalenin yazarı tarafından yorumlandığı şekliyle bu şemsiye içindeki en popüler ve yaygın eğilimlerden gelmektedir. Queer Anarşizmler içindeki kaynaklar, aşağıda belirtilen tanımın ötesinde okunmaya teşvik edilmelidir.

Bahsedilmesi gereken ilk büyük kategori Queer İsyancı Anarşizmdir. Bu, bir bütün olarak queer anarşist hareket içindeki en popüler kategoridir. Queer Anarşizm, 2000’lerin sonu ile 2010’ların başında queer bağlamda isyancı anarşizmin katılımı ve gelişimi olmadan bugün olduğu yerde olamazdı. İsyancı Anarşizm, mevcut an içinde mücadelenin neşesi etrafında şekillenen ve mevcut sisteme saldırmak için bağımsız olarak işbirliği yapan Uyum Grupları adı verilen informal yatay örgütlenmelere sahip olan anarşist bir ideolojidir. Bu uyum grupları, belirli eylemler veya hedefler etrafında örgütlenme söz konusu olduğunda çoğunlukla nicelikten ziyade niteliği teşvik etmeye odaklanır. Bu tür uyum gruplarının temel nedenlerinden biri, kendilerini sürekli kılmaya çalışmayan oluşumlar olmalarıdır. İsyancı Anarşistler şimdiki zamanda ulaşılan hedeflere dayalı örgütlenmeye çok daha fazla önem verirler. Birincil eylem biçimi olarak kapitalizm ve devlet sistemlerine karşı doğrudan saldırıya odaklanma eğilimindedirler ve bunu anarşist fikirler ve projeler için toplumsal destek yaratmaya çok fazla odaklandıklarını düşündükleri toplumsal örgütler inşa etmekten daha etkili görürler. “Archipelago” makalesinde belirtildiği gibi:

“Birbirinden bağımsız, ortak perspektifleri ve somut mücadele projeleri doğrultusunda bir araya gelebilen uyum gruplarından oluşan takımadaların, doğrudan saldırıya geçmenin en iyi yolu olduğunu düşünüyoruz. Bu anlayış mümkün olan en büyük otonomiyi ve en geniş eylem alanını sunmaktadır. İsyancı projeler alanında, anarşistler ve diğer isyancılar arasında karşılaşmaya olanak tanıyan informal örgütlenme yollarını, kendilerini devam ettirmeye yönelik olmayan, ancak belirli ve isyancı bir amaca yönelik örgütlenme biçimlerini bulmak gerekli ve mümkündür.”

Bu ağ içinde çok etkili olan bir diğer ana kategori de Queer Nihilist Anarşizmdir. Nihilist Anarşizm genellikle isyancı anarşizmlerle bağlantılıdır çünkü vardıkları sonuçların birçoğu aynı felsefi temellerden gelmektedir. Birçok isyancı anarşist de kendilerini nihilist anarşist olarak görür ve bunun tersi de geçerlidir. Tüm isyancı anarşistler nihilist anarşist değildir ve tüm nihilist anarşistler de isyancı anarşist değildir. Bir kategori olarak nihilist anarşizm, isyancı anarşistlerin savunduklarını -şimdiki zaman içinde örgütlenme, kendilerini sürdürmeye çalışmayan örgütler kurma, mevcut sisteme saldırma/olumsuzlamayı birincil hedef olarak alma- alır ve en uç noktalarına kadar götürür. Nihilist anarşistler, mevcut yapıyı yok etmek amacıyla saf olumsuzlama dışında herhangi bir şeyin onu gerçekten kökünden sökmek için yeterli olmadığına inanırlar. Yeni yapıyı öngörmeye ya da önceden şekillendirmeye yönelik her türlü girişimin kaçınılmaz olarak mevcut yapıdan etkileneceğine ve dolayısıyla bu yapının baskısının başka bir biçimine dönüşeceğine inanmaktadırlar.

Toplumsal Anarşizm, geniş bir anlamda queer bağlamda anlaşılmayan bir anarşizm kategorisidir. Bir ideoloji olarak Toplumsal Anarşizmin temelinde şu üç kelime vardır: Özgürlük, Eşitlik ve Dayanışma. Bu kelimelerin hiçbirine diğerlerine göre ayrı bir öncelik verilmez ve hepsi birlikte vurgulanır. Toplumsal anarşistler özgürlüğü genişletmek uğruna onu en geniş ölçüde genişletmeye çalışmazlar. Toplumsal anarşistler eşitliği ya da dayanışmayı da kendi iyilikleri için en geniş ölçüde genişletmek istemezler. Aksine, toplumsal anarşistler her üç değeri de aynı anda en geniş ölçüde vurgulamaya, bunu yansıtan örgütlerle gelecekteki bir toplumu inşa etmeye çalışırlar.

Bölüm 2: Especifismo’nun Temelleri

Toplumsal anarşist fikirleri queer topluluğunun ihtiyaçları ve bağlamıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, en azından tartışılan anarşizm türü hakkında temel bir anlayışla başlamalıyız. Bu, especifist anarşizmin ne olduğu, nereden geldiği ve nasıl işlediğine dair çok geniş bir genel bakışın ana hatlarını çizecektir. Bu hiçbir şekilde kapsamlı bir plan değildir ve daha net ayrıntılar bu makale boyunca ve sonunda atıfta bulunulan kaynaklarda bulunabilir.

“Especifismo” (İngilizce’de “specifism” olarak çevrilir) olarak adlandırılan şeyi çevreleyen temel fikirler 20. yüzyılın başlarında Brezilya ve Uruguay’dan gelmektedir. Spesifik Anarşist Örgüt (SAO) ve Halk Örgütü olarak adlandırılan kavramlara vurgu yapan bir ideolojidir. Bu iki kavram birbiriyle birlikte çalışarak, toplumsal anarşistler tarafından onlarca yıldır uygulanan SAO kavramını alıp, geçmişte toplumsal anarşistlerin (özellikle de platformist anarşistlerin) SAO’ları ile geçmişte kaybetmekle eleştirildikleri bir şey olan toplumsal hareketlerin dokusuna yeniden entegre olmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

SAO, basitçe ifade etmek gerekirse, strateji ve taktiklerde birliğe sahip olmanın yanı sıra, bir tüzük ve anlaşma noktalarında ortaya konan net bir dizi anarşist ilkeyi savunan, paylaşan ve bunlara inanan siyasi bir organdır. Bu hiçbir şekilde especifist anarşizme özgü değildir, ancak bu oluşumu farklı kılan şey, bu örgütün azınlık anarşist örgütü ile daha geniş toplumsal hareketler arasında karşılıklı bir ilişki içinde nasıl yapılandırıldığıdır. Bir SAO’nun ana yapısı, anarşist örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlere katılan farklı seviyelerdeki kararlı militanlardan ve destekçilerden oluşur.

SAO’dan bahsederken göz önünde bulundurulan üç grup vardır: Kararlı Militan, Militan ve Toplumsal Hareket. Tulsa, Oklahoma’da Scissortail Anarchist Organization adında especifist bir grup bu terimleri kullanmaktadır: Radikal, Taraftar ve Katılımcı. Katılımcı, burada belirtilen kategoriler arasında en dışa dönük olanıdır. Bu kişiler örgütün üyesi sayılmazlar, ancak grubun ilkelerine ve sosyal çalışmalarına ilgi gösterirler ve örgütün halka açık etkinliklerine katılırlar. SAO’nun üyesi olmadıkları için örgüt içinde oy kullanma yetkileri yoktur, ancak örgütün üyelik için uygun gördüğü ölçütlere göre ilgi gösterdikten sonra örgüte girmeyi isteyebilirler.

Bir SAO’nun sahip olabileceği bir sonraki seviye Taraftar’dır. Bunlar kuruluşa yeni katılan üyelerdir ve muhtemelen örgüt içindeki Radikallerle mülakat yaparak ve anlaşma noktalarını tam olarak kabul ederek giriş sürecine başlayacaklardır. Bazı örgütlerde, Taraftar olmak için anlaşma noktalarına tam bağlılık gerekmeyebilir, ancak anlaşmazlık durumunda farklı veya kritik noktaların bir açıklaması ortaya çıkabilir ve mevcut Radikaller bu bakış açısının o örgütün hedef ve stratejileriyle uyumlu olup olmadığına karar verebilir.

Örgüt içindeki en üst düzey Radikallerdir. Bunlar, SAO’nun fikir ve ilkelerini etkili bir şekilde anlama ve yayma konusunda en yetenekli olan, örgütün en kararlı üyeleri olarak kabul edilirler. İlgilenen muhtemel Taraftarlarla mülakat yapılmasına yardımcı olmaları ve yeni Taraftarlara danışmanlık yapmaları beklenir. Kimin hangi organlarda oy yetkisine sahip olduğu ve ilgili kararların nerede alınması gerektiği, farklı especifist grupların farklılık gösterebileceği bir konudur. Bu şu anda bir deney alanıdır. Radikal rolünün örgüt içinde eşit oy gücüne sahip olması gerektiğini, tamamen bir delegasyon ve kararlılık kategorisi olması gerektiğini savunuyorum. Bu rol, büyük olasılıkla gönüllü olarak toplantılara veya etkinliklere daha fazla katılım taahhüdünde bulunan kişiler, Taraftarların yaptığı düzenli taahhütlerin yanı sıra hem teori hem de pratikte bu konularda daha fazla deneyime sahip kişiler veya hem daha yüksek bir bağlılığa hem de örgütün hedeflerini ve ideolojisini daha net bir şekilde anlamaya sahip kişiler tarafından yerine getirilecektir.

Radikallerin ve Taraftarların örgüt içinde eşit bireysel oy gücüne sahip olmalarına yönelik bu açık seçim, Radikallerden oluşan böyle bir iç grubun kendi başına yukarıdan aşağıya bir güç haline gelme riskini azaltır. Bu, örneğin bir parti kadrosu gibi diğer örgütsel modellerde görülebilecek bir şeydir. Anarşistler, istemeden ya da kazara yapılmış olsa bile, başka bir kadro ya da öncü yapı yaratmaya çalışmamalıdır. Anarşist pratik açısından örgütlerin nasıl yönetilebileceği konusunda esneklik olduğuna inanıyorum. Bu genel model, bir yerden bir yere ve zamandan zamana işlerin nasıl yapılabileceği konusunda kasıtlı olarak çok gevşektir, ancak bu, anarşistlerin inşa ettiğimiz örgütlerde hiyerarşik güç oluşumuna karşı net kontroller koymayarak ilkelerini riske atmaları gerektiği anlamına gelmez.

Teşvik etmeye çalıştıkları komünist toplumu inşa etmek için işçi sınıfı insanlarını yukarıdan harekete geçirmeye çalışan ve başarısız olan yeterince kadromuz, öncümüz, partimiz ve “aydın kesimlerimiz” oldu. Kendilerini işçi sınıfı insanlarına yabancılaştırmaktan ve özgürlüğü erişimimizden daha da uzaklaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aynı mantığı örgütlerimizde yeniden üretemeyiz. Bunu yaparak hem ahlaki hem de örgütsel olarak onlardan farksız, anarşist estetiğe sahip bir öncü parti haline geliriz.

Ancak kendi içimizdeki hiyerarşik güç inşasını en aza indirmek ve ortadan kaldırmaya çalışmak kendimizi bu partilerden ayırmak için yeterli değildir. Eğer bu örgütleri kurar ve sanki işçi sınıfından temelde ayrıymışız gibi sadece kendi aramızda eylemler yaparsak, öncü yapıların başarısız olmasına neden olan bir başka kilit bileşeni de körüklemiş oluruz. İşte bu noktada çalışma grupları ve toplumsal eklemlenme devreye giriyor.

Bu SAO’ların daha geniş toplumsal doku içinde nasıl örgütlendiği ve etkileşime girdiği, örgütün nasıl yapılandırıldığı kadar önemlidir. İdeolojik ve hatta pratik olarak sağlam bir örgütlenmeye sahip olabilirsiniz, ancak bu örgütlenmeyi etkili bir şekilde uygulamazsanız ve bu örgütlenmeyi daha geniş nüfusun yaşamına yeterince entegre etmezseniz, o zaman tamamen boşa harcanmış olur. Çalışma grupları, örgüt üyelerinin kitlelerle birlikte mücadele etmesine ve daha geniş toplumsal hareketler içinde toplumsal eklemlenme olarak adlandırılan şeyi uygulamasına ve bu temelde kendi içinde örgütlenmesine izin vermenin harika bir yoludur. Çalışma grupları ve bunların toplumsal eklemlenmeyi kolaylaştırmak için nasıl kullanıldıkları hakkında konuşmaya başlamadan önce, toplumsal eklemlenmenin ne olduğu ve especifist anarşistlerin Halk Örgütü olarak adlandırdıkları şeyin üzerinden geçelim.

Toplumsal eklemlenme, especifist anarşizm içindeki en yeni gelişmelerden biridir. Tanımla başlamak için, toplumsal eklemlenmenin ne olmadığıyla başlayalım. Toplumsal Eklemlenme girişçilik (entryism) değildir. Girişçilik genellikle kendi örgütlerinin siyasi kazanımları için diğer toplumsal hareketleri ya da örgütleri kontrol etmeye ya da yutmaya çalışır. Bu genellikle yukarıdan aşağıya siyasi örgütler ya da partiler tarafından, daha geniş toplumsal meseleleri çevreleyen toplumsal hareketlerin güç yapılarına katılmaya ve bu yapılar içinde nüfuz kazanmaya başladıklarında yapılır. Bu toplumsal hareketler içinde giderek daha fazla nüfuz kazanarak, söz konusu örgütün liderliğini ele geçirmeye ya da insanları kendi siyasi örgütlerine doğru yönlendirmeye ve parçası oldukları asıl örgütten uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu durum genellikle bir hareketi başka bir örgütün sayıları uğruna durma noktasına getirerek organik yaşamı tüketir. Toplumsal eklemlenmenin yapmaya çalıştığı şey bu değildir. Toplumsal eklemlenme toplumsal hareketler yaratmaya ya da mevcut toplumsal hareketleri ideolojik olarak açıkça anarşist hale getirmeye çalışmadığı gibi, toplumsal hareketleri yukarıdan aşağıya SAO’ya akıtmak için sayılarını azaltmaya da çalışmaz.

Toplumsal Eklemlenme her şeyden önce bu toplumsal hareketler içindeki kitlelerle eşit olarak çalışmayı ve yöntem ve yardımlarımızı sunmayı amaçlamaktadır. Kendimizi, anarşistler olarak ortadan kaldırmaya çalıştığımız sistemlerin sonuçlarına karşı mücadele eden insan dostlarımızdan daha üstün göremeyiz ve görmemeliyiz. Bir toplumsal hareketi ele geçirmeye ya da ideolojik olarak anarşist bir siyasi programa dönüştürmeye çalışmasak da, mümkün olduğunda anarşist ilkelerimizi açıkça tartışıyor ve istendiğinde bu geniş toplumsal hareketlerin daha anarşist bir yönde örgütlenmesine yardımcı oluyoruz. Bu, söz konusu toplumsal hareketlerin nasıl örgütlendiğini, kararların nasıl alındığını, hangi değerleri teşvik etmeye çalıştıklarını veya hareketin ne tür pratiklerle meşgul olduğunu gözlemleyerek yapılabilir. Tüm bunlar, Halk Örgütü olarak adlandırılan şeyi kolaylaştırmaya veya yaratmaya yardımcı olma çabasıdır.

Halk Örgütü, genellikle daha büyük bir toplumsal hareket içerisinde yer alan ve SAO üyeleri tarafından yaratılan ya da etkilenen bir örgüttür. SAO ile ne aynı yapıya ne de aynı ideolojiye sahiptir. Doğrudan eylem, devletle yüzleşme, doğrudan demokrasi, karşılıklı yardımlaşma ağları, yukarıdan aşağıya liderliğin yokluğu gibi pek çok pratik ve siyasi noktada hemfikir olabilir. Bu hareketler, belirli bir mücadele kesişimi uğruna bir araya gelen çok sayıda siyasi ideoloji tarafından ve bu ideolojiler için örgütlenecektir. Evsizleri şiddetten korumak, mülk işgali, LGBTİ+ hakları, feminist davalar, engelli adaleti, ölüm cezasının kaldırılması gibi şeyler. Halk Örgütü, anarşistlerin ideallerini ve pratiklerini tanıtmaya yardımcı oldukları bir yer olabilir, aynı zamanda anarşizm ideolojisini dürüst olmayan girişçilik yoluyla yukarıdan halka dayatmaz. Especifist anarşistler temelde, Marksist, anarşist, liberal ya da herhangi bir ideoloji olsun, toplumsal hareketlerin herhangi bir biçimde tek bir ideolojiye sahip olabileceğine inanmazlar. Her zaman ideolojilerin, deneyimlerin ve geçmişlerin bir karışımı olacaktır ve bu da insanların toplumda geniş çapta hissedilen sorunların çözümüne yardımcı olmak için fikirlerini ve pratiklerini sentezlemelerini sağlayacaktır. İşte bu noktada anarşistler bu sürece katkıda bulunmaya yardımcı olurlar.

Artık toplumsal eklemlenme ve Halk Örgütü’nün ne olduğuna dair geniş bir çerçeveye sahip olduğumuza göre, SAO’nun Çalışma Grupları olarak adlandırılan grupları nasıl kullanabileceğine ve bunların bir bütün olarak daha geniş toplumsal hareketlerle nasıl bir ilişki içinde olduğuna dair ayrıntılara girebiliriz. Çalışma grupları, SAO içinde belirli bir toplumsal hareketle ilgili olarak toplumsal çalışma çabalarını tartışmaya ve örgütlemeye adanmış alt bölümlerdir. Bir SAO içinde gerekli olan belirli sayıda çalışma grubu olmadığı gibi, bu çalışma gruplarının her durumda ya da her zaman işe yarayacağına dair önceden belirlenmiş kriterler de yoktur. Örneğin, Los Angeles’taki bir SAO’nun konut adaleti çalışma grubuna ihtiyacı olabilirken, Kansas City’deki bir SAO’nun etkili bir şekilde çalışması için böyle bir çalışma grubuna sahip olması veya ihtiyaç duyması gerekmeyebilir. Bu makalenin ilerleyen bölümlerinde SAO’ların kendilerini queer topluluğuna daha iyi dahil olabilmesinin yolları araştıracağım ve bir queer öz savunma çalışma grubuna sahip olmalarını ve SAO’ların kendilerini daha iyi dahil edebilecekleri ve queer toplumsal dokuyla iç içe geçebilecekleri diğer yolları savunacağım. Çoğunlukla, çalışma grupları SAO içinde birbirinin yerine geçebilen bir örgütlenme düğümüdür ve bu grupların üyeleri tarafından herhangi bir noktada oluşturulabilir ve feshedilebilir. Birçok durumda, bu çalışma gruplarının üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemlerin hayata geçirilmesi için çalışma grubu dışındakilerin onayına ihtiyaç duyulmayabilir. Bu durum, bu çalışma gruplarına örgütün genelinden bir düzeyde otonomi sağlar ve birçok anarşistin desteklediği ilkeyi takip eder: Kararı etkilenenler verir. Ancak bu otonomi sınırlara sahip olabilir, eğer bu çalışma gruplarının kolektif ya da bireysel olarak yaptıkları eylemler bir bütün olarak örgütün tanıtımını ya da katılımını içeriyorsa, bu şeylerin muhtemelen diğer geniş kararların alınması gerektiği gibi oylanması gerekecektir.

Bölüm 3: Queer Bir Toplumsal Anarşizm

Especifist anarşizm bugün queer topluluğunun ihtiyaçları ile nasıl kesiştirilebilir? İlerleyen paragraflarda açıklanacak olan mevcut durumla başa çıkmaya yardımcı olmak için daha önce ortaya konan araçları kullanmaya başlayacağız. Ayrıca bu yeni çerçevenin neden gerekli olduğunu daha iyi anlamak için bu araçları önceki queer anarşizmler tarafından kullanılan araçlarla karşılaştıracağız. Önceki queer anarşizmler hakkında konuşmamız gerekiyor çünkü bugün karşılaştığımız ve onların çerçevelerinin çözemediği ya da etkili bir şekilde çözemediği sorunlar var.

Queer bireylerin karşı karşıya kaldıkları mücadelelerde especifist anarşizmin çok açık bir şekilde kesişebileceği ana yollardan biri, sadece LGBTİ+ toplumsal hareketleri içinde toplumsal eklemlenmeye adanmış bir çalışma grubuna sahip olmak değil, aynı zamanda Halk Örgütleri olarak queer öz savunma örgütlerinin kurulmasına yardımcı olmaktır. Bunlar Silah Kulüpleri, Grup Egzersiz Seansları, Grup Öz Savunma Kursları, Şiddetsizlik Grupları, Queer Partizan Milisleri veya ilgili herhangi bir grup ve bu sayılanların kombinasyonu kadar basit bir şey olabilir. Queer Öz Savunma örgütleri kurmak, önümüzdeki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde toplumumuzun hayatta kalması için kritik önem taşımaktadır. Açık faşizmin yükselişi özellikle sokaklarda daha belirgin hale gelmeye devam ederken, insanların bir anlamda kendilerini nasıl savunacaklarını bilmeleri gerekiyor. Bu beceriler queer politik alanda son derece eksiktir ve anarşistler bu becerilerin daha geniş toplumsal hareketler içinde daha belirgin hale gelmesine yardımcı olma konusunda büyük bir sorumluluğa sahiptir.

Daha önce Halk Örgütleri hakkında söylediğim gibi, bu öz savunma örgütleri ideolojik olarak anarşist olmamalıdır, çünkü anarşist toplumsal çevrelerin dışındaki daha geniş bir queer yelpazesine hitap etmeleri gerekir. Yine bunu akılda tutarak, gerek kavramsal olarak gerekse tartışmalarda nasıl işlediklerini etkilemeye yardımcı olmalıyız. Bunu yaparak, bu öz savunma örgütlerinin hobi gruplarından daha fazlasına ve faşizme karşı sosyal ve politik bir güce dönüşmesine gerçekten yardımcı olabiliriz.

Diğer Queer Anarşistler bu konuya oldukça farklı yaklaştılar. 2019’da sosyal medyada #ArmTransWomen adı altında çevrimiçi bir kampanya ilgi çekmeye başladı. Bu kampanya, egoist, post-sol ya da isyancı olsun, daha bireyci anarşistler olan trans kadınlar tarafından başlatıldı. Amaç oldukça basit; bu hashtag’i hem bir slogan hem de trans kadınların (ve diğer transların) bireysel olarak silahlanarak topluluk savunması sürecini başlatmaları için bir toplanma çağrısı olarak yaygınlaştırmak.

Savunucuların birçoğunun örgütlenme konusundaki yaklaşımı, bu kampanyayla ilgili olarak herhangi bir siyasi reçete ya da önceden şekillendirmeyi (prefigürasyon) reddetmek olmuştur. Bu hareket içindeki pek çok kişi, kendilerine sorulduğunda, örgütlenme sorununun tamamen o bölgenin koşullarına göre belirleneceğini ve herhangi bir reçete yazmanın anlamsız olacağını ve hatta otoritenin karşı istihbaratına maruz kalma riskini doğuracağını söylemiştir. Öngörülen örneklerin her yer ve zaman için geçerli olmayacağı doğru olsa da, bu anarşistlerin kendilerine göre bir çerçeveyi savunma ve bunu başkalarıyla tartışma işini reddetmeleri gerektiği anlamına gelmez. Bir anarşist olarak örgütlenmek adı verilen deneysel çalışma, tamamen kendiliğinden ya da belirli bir bağlamda bireysel olarak yapılamaz. En azından, fiziksel dünyada işleyen örnekler bulamıyorsanız bir hipotezle başlamanız gerekir. Net bir teori ve pratik setini savunarak başkalarına hiçbir şey empoze etmiyorsunuz. 

Bu zihniyete sahip kişiler tüm insanları bu kadar cahil ve kendi başlarına düşünmekten aciz olarak mı görüyor? Tüm insanlar bir kişinin çerçevesini görüyorlar ve kendi bağlamları için hiçbir ayarlama yapmadan akılsızca harfiyen uyguluyorlar mı? Bu, tepeden inme yapıların insanların zihinlerinde nasıl yer ettiğine dair büyük bir yanlış anlamadır ve bir ideolojiye sahip olmanın kendi başına, ona ikna olmuş insanlar üzerinde bir tür adaletsiz güç dayattığını düşünmektedir. Benim görüşüme göre bu onları çocuklaştırır. Diğer insanları anarşist fikirlerle tanıştırma pratiğini reddedemeyiz, çünkü sosyal alanlarda iyi yapıldığında tartışma ve münazara yoluyla başkalarını etkilemek son derece sağlıklı olabilir.

Herhangi bir siyasi reçeteye sahip olmamak, kampanya ve ondan doğan örgütler için feci sonuçlar doğurabilir. Sonuç olarak, bu örgütler sağ-liberteryenler tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanılabilir. Bu çok basit hashtag’in “Translar Silahlansın”a indirgenmesi ve orada durması gibi gerçek bir risk var. Kampanyadan doğan öz savunma örgütleri, on yıllardır queer silah kültüründe yaygın olan aynı tür silah kulüpleri için üreme alanı olacaktır. Pink Pistols ve benzeri grupların savunma ve mülkiyet konusunda silah kültürüne aşırı bireyci bir bakış açısını nasıl sürdürdüklerine dair sorunlardan bahsetmiştim. Bu kampanyanın böyle bir anlayışı caydırmak için pek bir şey yaptığını düşünmüyorum.

Çeşitli siyasi görüşlere sahip halk örgütlerine ve toplumsal hareketlere sahip olmamız, başkalarının mücadelelerimizi anarşistlerin hedeflerine karşıt olarak benimsemesine izin vermemiz gerektiği anlamına gelmez. Eğer bu sağ-liberteryen çizgi bu toplumsal hareket içerisinde yaygınlaşırsa, siyah kurtuluşu, yerli kurtuluşu, engelli adaleti ve sağ-liberteryenlerin ele almakta komik derecede kötü oldukları diğer pek çok konu için verilen mücadelelere katılmak çok daha zor olacaktır. İşbirliğinin bu şekilde reddedilmesi, bazılarının öne sürdüğü gibi ideolojik saflık uğruna değil, hayatta kalmak için marjinalleşmiş toplumsal hareketler arasında nasıl koalisyonlar kurulması gerektiğine dair pratik bir temele dayanmaktadır.

İdeolojik çeşitlilik konusunda bu, Queers With Guns’ın sonunda silah kültürünü queerleştirecek bir örgütlenme için yaptığım bazı önerilere değinmek için bir fırsat. Bir örgütün tüm bunları nasıl yapabileceğinden bahsederken aklımda especifist bir anarşist perspektif yoktu ve örgütlenme konusunda şimdiki kadar bilgi sahibi değildim. Kara Panterler’e benzer, sadece öz savunmaya değil aynı zamanda queer sağlık kliniklerine, evsiz queerler için güvenli evlere vb. ev sahipliği yapan tek, açık bir anarşist örgütlenme hakkındaki ilk düşüncem şu anda aynı fikirde olmayacağım bir şey. Yine de yukarıda bahsi geçen programların yanı sıra silahlı bir öz savunma örgütü oluşturmak isterdim. Ancak, daha önce düşündüğüm ve Queers with Guns’da ima ettiğim gibi, bu örgütlerin ve hizmetlerin açıkça anarşist bir örgüt haline getirilmek yerine toplumsal hareketler içindeki halk örgütleri tarafından sağlanması gerektiğini söyleyebilirim. Bu örgütler mümkün olduğunca genel halk içinde anarşist pratik ve fikirlere açılan kapılar olmalı, açıkça anarşist bir ideolojik program haline getirilmemelidir.

Bununla birlikte, önem listesinde bir sonraki sırada yer alabilecek hizmet, trans sağlık hizmetlerinin baskılanmasına hazırlık veya buna yanıt olarak mevcut pazarın dışında hormon terapisine (HRT) erişimdir. Trans topluluğunun hayatta kalmasının temel taşlarından birinin hormonlara erişim olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Bu ilaçlara yönelik devlet baskısının gölgesi topluluğumuzun üzerinde belirirken, devletin tüm transların uyumlayıcı sağlık hizmetlerine sahip olması için yasal formları zorlamaya başlaması halinde değil, ne zaman başlayacağına hazırlanmaya başlamalıyız. Mevcut koşullar büyük ölçüde savunulamaz hale geldiğinde en etkili olabilmek için bir yeraltı trans sağlık hizmetleri ağının temellerinin şimdi atılması gerekiyor. Elbette bu olasılıkla uğraşırken çok tehlikeli yasal zeminlerde çalışmanız gerekecektir. Bu tür bir hizmeti etkin bir şekilde oluşturmak ve sürdürmek için, sizi ve yardım ettiğiniz insanları güvende tutacak çok daha sıkı bir güvenlik kültürünün uygulamaya konulması gerekecektir. Güvenlik kültürü hakkında daha ayrıntılı bilgi için CrimethInc’in “What Is Security Culture” adlı kitabını tavsiye ederim. Bu broşürde yer alan reçetelerin birçoğu sadece bu eylemlere değil, kendinizi ve organizatör arkadaşlarınızı güvende tutmak için yaptığınız tüm eylemlere uygulanabilir.

Bu örgütlerin queer kurtuluş mücadelesi içinde çalışmaya yardımcı olabilecekleri bir başka yol da evsiz queer bireylerin barınmasına katılmaktır. Özellikle transların evsiz bırakılma oranı zaten yeterince kötüydü. Genel olarak queer bireylere yönelik bu mevcut şiddet ve faşist seferberlik sarmalıyla birlikte, yeni farkına varan queer bireylere yönelik tepkiler daha şiddetli olacaktır. Bu da muhtemelen aileleri ve arkadaşları tarafından reddedilmeleri nedeniyle queer topluluğu içinde evsizliğin artmasına neden olacaktır. Bu çalışma, hormon terapisi ile ilgili çalışma gibi, bir umutsuzluk ve ihtiyaç tsunamisine hazırlıklı olmayı gerektirecektir. Queer evsizlerin sayısında ciddi bir artışa yardımcı olmak için zemin hazırlamayı düşünmeden önce, kendimizi şu anda insanları barındırmakla ilgili çalışmalara dahil etmeliyiz. Evsizler için mevcut toplumsal hareketlerle birlikte çalışmadan toplumlarımızda yoğunlaşan bir evsizlik krizine hazırlanmaya çalışamayız. Bu temel becerileri kazanmak, daha sonra çok daha büyük sorunları ele almak için gerekli olacaktır.

Tüm bu reçeteler, SAO’ların takip etmesi veya bu sırayla uygulaması gereken kesin bir rehber değildir. Her ne kadar öncelikle queer öz savunmanın temellerini inşa etmenin önemini vurgulasam da, içinde bulunduğunuz durumun bağlamı böyle bir temel oluşturmaya izin vermeyebilir. Anarşist bir örgüt olarak queer topluluğu içinde basit bir okuma grubu veya başka bir küçük proje ile başlamak gerekebilir. Kişi bir SAO kuracak durumda bile olmayabilir ve yalnızca toplumsal hareketlere eklemlenebilir ve ortak değerlere sahip olanları bulmak, onlarla anarşist fikirler ve pratikler hakkında konuşmak için zemin çalışması yapabilir. Her ne yapmayı planlıyorsanız, umarım bunu nasıl örgütlenebileceğinizi ve etrafınızdaki insanlarla nasıl bağlantı kurabileceğinizi daha iyi anlayarak yapabilirsiniz.

Sonuç

Bağlamınız ne olursa olsun, insanların bu makaleden çıkarmasını umduğum şey, queer topluluğu içinde anarşist örgütlenmeye giden, diğer queer anarşizmlerin son birkaç on yıldır ortaya koyduklarından farklı bir yol olduğudur. Umarım bazı önerilerim ve örneklerim sadece silah kültürünü değil, tüm toplumu toplumsal devrim yoluyla kolektif kurtuluşumuza doğru nasıl queerleştirebileceğimize ışık tutmaya yardımcı olabilir. Daha açık bir ifadeyle, daha iyi bir yarını birlikte inşa etme sorumluluğu sadece ve sadece bize, en dışlanmış olanlara emanet edilebilir. Mevcut sisteme her fırsatta karşı çıkmalıyız, sadece olumsuzlamak için değil, olumlu bir bakım, sevgi ve mücadele sistemini savunmak için. Mevcut sisteme sadece onu yok etmek için değil, aynı zamanda ektiğimiz tohumlarla aradığımız daha iyi dünyayı yetiştirmek için de saldırmalıyız. FARJ’ın ” Toplumsal Anarşizm ve Örgütlenme “[4] adlı kitabında açıkladığı gibi:

“[…] yıkım tek başına yeterli değildir, çünkü ‘hiç kimse, kendi görüşüne göre şu anda var olanın yerini alması gereken şeylerin düzenine dair gerçek ya da yanlış, en azından uzak bir fikre sahip olmadan yıkmak isteyemez’.”

İnşa etmek istediğimiz dünyayı göreceğimizden bile emin olamayız, mevcut yapıyı yok ettiğimizde tam olarak neye benzeyeceğini de bilemeyiz. Eylemlerimiz sayesinde bu yeni dünyanın eskisinin küllerinden doğmasına olanak sağlanabileceğine dair umudumuz olmalı. Bir arkadaşımın bir keresinde söylediği gibi:

“Ulaşılabilir olup olmadığını bilmiyorum… ama ona ulaşmak için ne gerekiyorsa yapacağım.”

Bizler, bu ölüm makinesine karşı bir özgürlük ve direniş ruhu içinde filizlenmeleri için zaman olgunlaşana kadar bu yeni dünyanın tohumlarını korumak ve yaymak zorunda olan bu zamanın içindeki özneleriz. Bu kıyma makinesi bizi her gün çiğniyor ve biz queer insanlar olarak bu muhtemelen daha da kötüleşecek. Toplumumuzu sadece burada ve şimdi güvende tutmakla kalmamalı, aynı zamanda açık faşizmin Birleşik Devletler İmparatorluğu’nu gerçekten ele geçirebileceği ve bize karşı imhacı bir kampanya yürütebileceği yaklaşan zamana da hazırlanmalıyız. Hiçbir seçim önlemi, oylama, oy verme ya da internette yayınlama bu gidişatı değiştirmeyecektir. Tüm toplumumuz duvara yaslanıp ezilmeden, liberal STK’lar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar kapatılmadan, sağlık hizmetlerimiz sigorta şirketleri tarafından karşılanmadan ve kamusal yaşamın gölgelerine geri kovalanmadan önce ihtiyacımız olan bakım yapılarını şimdi inşa etmeliyiz: harekete geçmeliyiz. Umarım varlığımıza karşı yürütülen bu topyekûn savaşa hazırızdır. Başka seçeneğimiz yok: ya tam özgürlük ya da tam yıkım.

Elisha Moon Williams

Çeviri: Umut Aydemir

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-2: Queer Toplumsal Anarşizm (Çev. Umut Aydemir) appeared first on Barikat Haber.

]]>
Devrimci Anarşizmin İnşası – Colin O (Çev. Umut Aydemir) https://barikathaber.org/2023/11/devrimci-anarsizmin-insasi-colin-o-cev-umut-aydemir/ Sat, 18 Nov 2023 12:43:58 +0000 https://barikathaber.org/?p=64536 “Dünyanın bu hali, anarşizme ilginç bir kitap kulübü gibi davranmaktan daha fazlasını yapmamızı gerektiriyor. Kendimizi ve toplumlarımızı önümüzdeki zorluklara hazırlamak için düşünceli, kararlı ve samimi bir örgütlenme içine girmemiz gerekiyor.” ABD’de uzun yıllar örgütlenme faaliyetlerinde bulunmuş, Güney Amerika’daki anarşist gelenekten doğmuş especifismo teorisini orada gözlemleme fırsatına sahip olmuş Colin O’nun yazısınının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. Yazar...

The post Devrimci Anarşizmin İnşası – Colin O (Çev. Umut Aydemir) appeared first on Barikat Haber.

]]>
“Dünyanın bu hali, anarşizme ilginç bir kitap kulübü gibi davranmaktan daha fazlasını yapmamızı gerektiriyor. Kendimizi ve toplumlarımızı önümüzdeki zorluklara hazırlamak için düşünceli, kararlı ve samimi bir örgütlenme içine girmemiz gerekiyor.”

ABD’de uzun yıllar örgütlenme faaliyetlerinde bulunmuş, Güney Amerika’daki anarşist gelenekten doğmuş especifismo teorisini orada gözlemleme fırsatına sahip olmuş Colin O’nun yazısınının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. Yazar günümüz anarşist hareketinde hüküm süren örgütsüzlüğe dair endişelerini dile getirirken, yoldaşlarını bu noktada daha ciddi bir çalışmaya davet ediyor. Örgütlenmenin, “Hareket Anları” dışında yapılan çalışmalarla bu anlara hazırlanmak ve “toplumsal eklemlenme” yoluyla ezilen sınıfların mücadelesinde yer alarak strateji geliştirmek noktasındaki önemini de vurguluyor.

Bu makale, çok sayıda toplumsal harekete rağmen anarşist hareketin büyüme konusundaki başarısızlıklarından ve anarşist politik örgütlenme modellerinin bu tuzakların üstesinden gelmek için nasıl bir yol gösterdiğinden bahsediyor.

Giriş

Yakın zamanda yaşanan iki olay Amerika Birleşik Devletleri’ndeki anarşist hareketi kritik zorluklarla karşı karşıya bıraktı: 2008’de başlayan mali kriz ve 2011’de bu krizden doğan Occupy Wall Street (OWS) hareketi. Bu ülkedeki mevcut siyasi ve ekonomik görünümün herhangi bir gösterge niteliğinde olduğunu varsayarsak, bu gibi anların daha sık ortaya çıkmasını beklemeliyiz. Bu gibi “Hareket Anları” sol ya da sağ, her türden devrimci için kritik fırsatlardır. Statükonun kabulü mümkün görünmüyor.

Özellikle OWS, anarşizm için inanılmaz bir fırsat sundu. Büyük ölçüde anarşistler tarafından desteklendi, birçok yerde anarşistler tarafından sürdürüldü ve kesinlikle birçok insanın anarşizm hakkında konuşmasını sağladı. Mark Bray’in son çalışması Translating Anarchy: Anarchism of Occupy Wall Street adlı çalışmasında, OWS’deki organizatörler arasında anarşizmin etkisini inceliyor ve şu bulgulara ulaşıyor:

Röportajlar, OWS örgütleyicilerinin %39’unun kendini anarşist olarak tanımladığını gösterdi… Kendini anarşist olarak tanımlamayan örgütleyicilerin %30’unun (tüm örgütleyicilerin %34’ü kendini herhangi bir kapsayıcı etiketle tanımlamadı) anarşizmi genel düşüncelerinde etkili bir unsur olarak listelediğini fark ettim.

Bu Hareket Anları her gün ortaya çıkmıyor. Hareketimizin neler kazandığını, neler kaybettiğini ve bir sonraki Hareket Anında daha güçlü olmak için nelere ihtiyaç duyduğunu eleştirel bir şekilde incelememiz çok önemlidir. Peki, anarşizmin OWS organizatörleri üzerindeki erken etkisi göz önüne alındığında, ne kazanıldı? Bazı yerlerde haciz karşıtı doğrudan eylem gruplarının büyüdüğü, diğerlerinde Dünya Endüstri İşçileri’nin (IWW) üye sayısında artış olduğu ve genel olarak anarşist fikirlerin birçok toplumsal adalet hareketinde giderek diyaloğun bir parçası haline geldiği görülüyor. Yine de hiçbiri açıkça anarşist kazanımlar değildir.

Haciz karşıtı doğrudan eylem hareketi ve IWW açıkça bazı iç anarşist etkilere sahip olsa da, hiçbiri açıkça anarşist değildir ve her ikisi de genellikle anarşistlerle güçlü bir bağlantıdan aktif olarak kaçınır.

Bray, Occupy Wall Street’in anarşistler tarafından kaçırılmış bir fırsat olduğu sonucuna varıyor:

Binlerce hevesli yeni insanın dahil olmak için kapıları kırıp döktüğü bir dünya spotunun önünde geçirilen aylardan sonra anarşist hareket için somut siyasi sonucu değerlendirmek için geri adım attığımda, bir dereceye kadar bizim de “bu olayların içinden bir sisin içinden ektoplazma gibi süzüldüğümüz” hissine kapılıyorum. Rakip sol oluşumlarımız bile yoktu. Siyasi etki alanı bize açık bırakılmıştı ve biz bundan gerektiği kadar yararlanamadık.

Bray, kaçırılan bu fırsatın önemli bir parçası olarak örgütlenme eksikliğini gösteriyor:

Pek çok yeni örgütleyici anarşist değerlerden ilham aldı ve anarşist örgütleyicilerin şöyle diyebilmesi faydalı olurdu: “Anarşizmle mi ilgileniyorsunuz? Perşembe akşamı ‘örgütlenme üzerine anarşist perspektifler’ konulu tartışmamıza gelin” ya da “Belki anarşist örgütümüze/kolektifimize katılmak ilginizi çeker” diyebilmeleri faydalı olurdu.

Elbette, anarşistlerin örgüt kurmaları, hatta örgütlenmeleri gerektiği gibi basit bir sonuç yeni ya da kapsamlı bir fikir değil. Ancak Güney Amerika’daki anarşistlere baktığımızda, anarşist olarak örgütlenme kavramını ve açıkça anarşist bir örgütün rolünü daha net görüyoruz. Anarşistlerin Güney Amerika’daki başarıları göz önüne alındığında, onların yöntemlerini düşünmek ve bizim bağlamımızda anlamlı olanları uygulamak kesinlikle değerlidir.

Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu

ABD’de anarşizmin popülaritesini ve etkisini arttırmak için bu Hareket Anları’ndan tam olarak yararlanmamıza yardımcı olmak amacıyla Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu’nu koordine etmeyi seçtim. Başlangıçta sadece üç ya da dört durak olması beklenirken, nihai tur 2013 yazının büyük bölümünde tüm ABD’de on yedi durağı kapsadı. Birçok kişinin bu Hareket Anları sırasında örgütlü anarşizmin ilerleme kaydedememesinden duyduğu hayal kırıklığını paylaştığını ve birçoğunun anarşist olarak ideallerini korurken aynı zamanda etkili bir şekilde örgütlenme konusunda yeni fikirlerin peşinde olduğunu gördüm. Zamanlama mükemmeldi. Ülkenin dört bir yanında başlangıçta Occupy Wall Street’ten büyük heyecan duyan, ancak o zamandan beri kendilerini bir sonraki adımları birleşik bir şekilde tasarlamakta zorlanırken bulan insanlarla karşılaştım.

Amerika Birleşik Devletleri’nde dönüşümsel ve devrimci değişim için kendini adamış bir örgütçü olarak geçirdiğim kısa sürede, birçok “Hareket Anının” gelip geçtiğine şahit oldum. Her durumda, hareketimizi büyütmeyi ve bir sonraki ana hazırlanmak için gerekli dersleri çıkarmayı başaramamışız gibi görünüyor. Ülkede giderek artan sayıda birey ve örgütle birlikte, açıkça anarşist bir örgütlenmenin eksikliğinin en büyük zayıflıklarımızdan biri olduğunu anladım.

Açıkça ideolojik anarşist örgütler yaratmanın gerçek değerine ikna olduğum yıl 2007’ydi. Arjantin’deyken, çok çeşitli eğitim ve örgütlenme faaliyetlerinde bulunan formal bir anarşist komünist örgüt olan Buenos Aires Red Libertaria’nın bazı üyeleriyle tanıştım. Oradaki anarşist hareketin düşünceliliği, zekası, samimiyeti ve etkinliği beni hemen etkiledi. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğümden beri paylaşmaya odaklandığım bir ilham kaynağı oldu.

Devrimci Anarşizmin İnşası Konuşma Turu sadece bu ilhamı paylaşmama değil, aynı zamanda Arjantin’de gördüğüm örgütlenme yöntemindeki bazı detaylı farklılıklara da değinmeme yardımcı oldu. Ancak paylaşmam gerektiğini hissettiğim şey sadece küçük örgütsel değişiklikler değildi. Güney Amerika’daki anarşistler, devrimci anarşist örgütün, especifismo’nun rolüne dair bir teori geliştirmişlerdi. Kendimize ve hareket inşasındaki rolümüze dair bu anlayışı paylaşmak için güçlü bir aciliyet hissettim. Ve Haziran 2013’te, planlanan turne tarihleri hızla beşten on yediye çıkarken, bu aciliyetin ortak bir aciliyet olduğunu biliyordum.

ABD’de İdeolojik Örgütlenmeden Duyulan Rahatsızlık

Arjantin’de yaşamadan önce ideolojik örgütlenmeye bakış açımı açıklamak için biraz geriye gitmem gerekiyor. Şu anki perspektiflerimi daha iyi ifade edebilmek için daha önceki deneyimlerimi Arjantin’de yaşadıklarımla karşılaştırmak gerekiyor.

Kendimi 2000 yılından beri bir anarşist olarak tanımlıyorum. Anarşizm fikirlerinden Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü karşıtı gösteriler sayesinde haberdar oldum. O zamanlar devrimin eli kulağında olduğunu hissediyordum. Ülkenin dört bir yanında ortaya çıkan direnişi görmek ilham vericiydi ve uluslararası diğer hareketlerle bağlantılı görünüyordu. Birkaç kara bloğa ve hatta Buffalo’da BuffalA (anladınız mı?) adında yerel bir anarşist grup kurma çabasına katıldım. Ancak ideolojik gruplardan her zaman rahatsızlık duydum.

Temel olarak BuffalA, Buffalo’da kendine anarşist diyen herkesi bir araya getirmeye çalıştı. Hiçbir zaman üzerinde anlaştığımız ilkelerimiz olmadı. Sanayiyi ele geçirmek için militan bir işçi hareketi mi örgütlemeliyiz yoksa tüm fabrikaları mı yakmalıyız konusunda anlaşamadık. Bazıları resmi kararlar bile almamamız gerektiğini savundu. Bazıları ise – bir toplantıda olmamıza rağmen – toplanmamamız gerektiğini savundu. Açıkçası, bu çabanın çökmesi uzun sürmedi.

Endüstriyel bir pas kuşağı şehrinden geldiğim, sosyal yardımlarla büyüyüp sosyal yardımlardan mahrum kaldığım ve ailem rutin olarak kötü konutlardan tahliye edildiği için, anarşist hareketin her zaman birlikte ön saflarda olması gereken insanlarla, yani kapitalizmden, devletten, ataerkiden ve beyaz üstünlüğünden en çok etkilenenlerle gerçekten bağlantılı olmadığını hissettim.

Bunun yerine, neredeyse kasıtlı olarak çevremizdeki insanların sorunlarıyla gerçekten ilgilenmeye direnç gösteren izole bir alt kültür yaratmış gibi görünüyorduk. Hareketlerden, genel grevlerden ve kitlesel eylemlerden bahsediyorduk ama hiçbir zaman bahsettiğimiz insanlarla gerçekten ilişki kurmak istemiyor gibiydik. Bu kopukluk, ne tür grupların birlikte çalışmak için “yeterince anarşist” olduğu konusunda katı bir pürist zihniyete yol açtı. Günün sonunda, bu tür bir saflığın aslında hareketsizliğimizi ve izolasyonumuzu rasyonalize etmenin bir yolu olduğu bana açıkça göründü. Zaman içinde bazı iyi potlucks ve punk gösterilerimiz, bir Food Not Bombs ve bir infoshop’umuz oldu. Ama sonuçta bu projelerin hiçbiri gerçekten daha güçlü örgütleyiciler geliştirmedi. Hiçbiri daha büyük bir sosyal değişimin yolda olduğuna dair bir his yaratmadı. Hiçbiri renkli topluluklardan ya da işçi sınıfından birkaç yeni liderin ortaya çıkmasına bile yol açmadı. Bu ABD anarşist hareketinde çok yeni bir sorun değil. 1930’larda Lucy Parsons buna dikkat çekmişti:

Anarşizm şimdiki kuşakta herhangi bir örgütlü yetenek üretmedi, sadece bu geniş ülkeye dağılmış, ara sıra konferanslarda bir araya gelen, birbirleriyle konuşan ve sonra evlerine giden birkaç gevşek mücadele grubu… Siz buna hareket mi diyorsunuz? Uluslararası Emek Savunması için çalışmaya başladım çünkü başları belaya giren kapitalizm kurbanlarını savunmaya yardımcı olmak için küçük bir şey yapmak istedim ve her zaman konuşmak, konuşmak ve daha fazla konuşmak istemedim.

Tecrübelerime göre, aynı şey doğru çıktı. Sonunda, saflık, izolasyon ve düpedüz zayıf örgütlenme becerisi samimiyetsiz göründü. Daha geniş “sosyal adalet” ve “işçi hakları” gruplarıyla örgütlenmeye daha fazla zaman ayırmaya başladım. Bu grupların analizleriyle çoğu zaman ciddi anlaşmazlıklar yaşasam da, en azından bir dereceye kadar gerçek örgütlenmenin gerçekleştiğini gördüm ve kendi topluluğumda kendimi daha az izole hissettim. Dolayısıyla Arjantin’e gittiğimde kendimi anarşist olarak adlandırabilirdim ama anarşist örgütler için tartışmazdım.

Atjantin’de Anarşizm

Arjantin’e anarşizm ya da anarşist örgütlenme hakkında bilgi edinmek için gitmedim. İşyerlerini ele geçiren işçi hareketleri hakkında bilgi edinmek için gittim. Onların işçi hareketlerini bizimkilerden çok daha militan kılan şeyin ne olduğunu merak ediyordum. Keşfettiğim kısa cevap, ideolojiden korkmadıklarıydı. Anarşist, sosyalist ve komünist fikirler Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğundan çok daha açık bir şekilde tartışılıyordu. Bu ideolojik grupların her birinin birden fazla örgütü, alanı ve yayını vardı ve hepsinin büyük sendikalar, topluluk örgütleri ve öğrenci grupları içinde üyeleri vardı.

Kendilerini “especifistas” olarak tanımlayan anarşist komünistlerin şehir çapında bir örgütü olan Red Libertaria de Buenos Aires ile tanışmam uzun sürmedi – bu kelimeyi daha önce hiç duymamıştım ve aylar sonrasına kadar gerçekten anlamayacaktım. Daha az ölçüde Federación Libertaria de Argentina üyeleriyle de tanıştım.

Hemen ardından Red Libertaria ile önceki deneyimlerim arasında gerçek farklılıklar gördüm. Katıldığım ilk Red Libertaria etkinliğinde, işyerlerinde örgütlenen işçilerle, öğrenci sendikalarında örgütlenen öğrencilerle, villas miserias’ta (gecekondu mahalleleri) yaşayan ve kendi toplum örgütlerinde faaliyet gösteren insanlarla tanıştım. Ezilen topluluklardaki bu derin mevcudiyet, ABD’de alışık olduğum izole alt kültür gruplarının neredeyse tam tersiydi. Odadaki çeşitlilikten daha da önemlisi, içerideki sohbetin çok daha güçlü olmasıydı. Anarşizmden, gündelik mücadelelere fiilen katılan insanlar için bir yol haritası olarak bahsediliyordu. Hemen, nasıl örgütlendiklerine dikkat etmem gerektiğini hissettim. ABD’de Arjantin’dekine benzer şekilde örgütlenen anarşistler olsa da, bu yöntemler burada standart gibi görünmüyor. Çoğunlukla Arjantin’deki örgütlenme ABD’de deneyimlediğimden çok farklıydı.

Birincisi, Red Libertaria net birlik noktaları geliştirmişti. Onlar açıkça anarşist komünist bir örgüttü. Kendilerine anarşist diyen herhangi birinin örgütünü kurmuyorlardı. Aksine, katılmak için bir zemin olarak belirli anlaşmalar geliştirdiler. Bu yaklaşım genellikle ABD anarşist çevrelerinde otoriter olarak değerlendirilir. Ancak net bir dizi birleştirici noktaya sahip olmak, daha küçük kurucu gruplarla sonuçlansa bile, bu noktalar etrafında örgütlenmeyi çok daha kolay hale getirdi.

İkincisi, Red Libertaria konsensüs (oybirliği) kullanmadı. Bu benim için tam bir şok oldu. Konsensüsün anarşistler arasında kabul edilebilir tek karar alma biçimi olduğu içime işlemişti. Küresel bazda, ABD’deki tutumlarımız biraz anormal. Dünyanın geri kalanının çoğunda anarşistler oybirliği konusunda ısrarcı değiller. Andrew Cornell’in Oppose and Propose! Lessons from Movement for a New Society adlı kitabında belirttiği gibi, ABD anarşizmine konsensüsü Quakerlar getirmiştir.

Daha basit ve daha hızlı karar alma biçimlerine izin vererek, küçük, sürdürülebilir olmayan yakınlık grupları yerine çok daha büyük örgütler yaratmak için hayati bir kapı açılabilir.

Üçüncüsü, Red Libertaria’nın aidatları vardı. Üyeler, iyi finanse edilen bir örgütlenme sağlamak ve herkesin masrafları eşit olarak paylaşmasını garanti altına almak için aidat ödüyorlardı. Bu birkaç nedenden dolayı önemlidir. Bir örgütün üye sayısı arttıkça, mekan, yayınlar, medya kanadı, etkinliklerin tanıtımı vb. için gerekli kaynaklar da artar. Bu arada üyelik, örgütün masraflarını eşit bir şekilde paylaşır. Yapılan pek çok araştırmada, yoksul insanların daha varlıklı üyelere kıyasla ceplerinden daha fazla bağışta bulundukları görülmüştür. Bununla birlikte, ölçeklendirilmiş bir aidat sistemi, daha büyük kaynaklara sahip olanların örgütün finansmanına daha büyük ölçüde yardımcı olmasını sağlar.

Örgütlenme tekniklerindeki bu farklılıklar bir araya geldiğinde oldukça açık bir tablo ortaya çıkıyor. Buenos Aires’teki anarşistler formal bir örgütlenme inşa ediyorlardı ve bu konuda açık sözlü olmaktan korkmuyorlardı. Neredeyse hegemonik örgütlenme karşıtı görüşlere sürekli boyun eğmeye gerek yoktu. ABD’deki anarşist hareketin, en azından bazılarımızın aynı şeyi yapmasından kaybedecek bir şeyi olmadığını savunuyorum. Çok sayıda örgütlenme karşıtı ya da informal örgütlenme grupları var. Niyetli ve formal örgütler kurmanın anti-anarşist bir yanı olduğunu varsaymayı bırakalım. Basit ve pürist iç polislik, devrime doğru inşa etmenin yollarını denememizi engellememelidir.

Especifismo

Bir avuç küçük süreç farklılığı bile Güney Amerika anarşist örgütlerinin gücünü arttırırken, kritik ayrımlar burada bitmiyor. Farklılıklarımız bundan çok daha derinlere uzanıyor. Red Libertaria ideolojik bir anarşist örgütün rolüne dair, anarşist fikirleri inşa etmek için nasıl çalıştığı ve işçi sınıfı insanlarının ve topluluklarının daha geniş hareketleriyle nasıl ilişkili olduğuna dair daha kapsamlı bir anlayışa sahipti. Bu fikirler especifismo olarak adlandırılıyor ve Güney Amerika’daki örgütlü anarşist ortamın önemli bir parçası haline geldi.

ABD’de birçoğumuz especifismo kavramıyla The Northeastern Anarchist dergisinin on birinci sayısında Adam Weaver tarafından kaleme alınan “Especifismo: Güney Amerika’da Halk Hareketlerini ve Devrimci Örgütlenmeyi İnşa Etmenin Anarşist Praksisi” başlıklı makale aracılığıyla tanıştık. Bu makale benim especifismo ile tanışmam olmasa da, bu fikirlerin faydalı bir özeti olduğunu gördüm. Weaver makalesinde especifismo’yu üç kısa ve öz noktaya ayırıyor:

  • Fikir ve eylem birliği etrafında inşa edilmiş spesifik anarşist bir örgüte duyulan ihtiyaç.
  • Stratejik politik ve örgütlenme çalışmalarını teorize etmek ve geliştirmek için spesifik anarşist örgütün kullanılması.
  • Otonom ve popüler toplumsal hareketlere aktif katılım ve bu hareketlerin inşası, ki bu “toplumsal eklemlenme” süreci olarak tanımlanır.

Bu temel döküm, kendi ötesinde bir etkiye sahip anarşist örgütlenmenin gelişimi için bir yol haritası sağlar.

Spesifik Anarşist Örgüt

Federação Anarquista do Rio de Janeiro (FARJ) “Anarşist Örgütlenme Anlayışımız” başlıklı bildiride şöyle demektedir:

Bu örgütlenme modeli, belirli bir anarşist örgütün işlevinin, militan faaliyetlerden kaynaklanan güçleri bir araya getirmek ve koordine etmek, nihai bir hedef olan toplumsal devrim ve liberter sosyalizmi amaçlayan sağlam ve tutarlı bir mücadele aracı inşa etmek olduğunu savunur. Örgütsüz (ya da çok az örgütlü), herkesin kendi istediğini yaptığı, zayıf bir şekilde ifade edildiği ve hatta izole edildiği çalışmaların verimsiz olduğuna inanıyoruz. Savunduğumuz örgütlenme modeli, militan güçlerin sonuçlarını ve etkinliğini çoğaltmayı amaçlamaktadır.

Basitçe ifade etmek gerekirse, örgütlenme ve kolektif eylem yoluyla bireysel çabalarımız daha etkili bir sonuca ulaşır. Ve örgütlenme sayesinde çabalarımızın, tek tek militanların ve örgütçülerin faaliyetlerinin ve katılımlarının ötesinde kendini sürdürmesine olanak tanırız. Örgütler, kitlesel hareketler arasındaki daha durağan anları atlatabilir; bu, katıldığımız her hareketin derslerinden gerçekten öğrenmek istiyorsak hayati önem taşıyan bir şeydir.

Especifismo’dan esinlenen iki yerel anarşist örgüt olan Buffalo Class Action ve Rochester Red & Black’teki deneyimim, açıkça anarşist bir örgütlenmenin anarşizm fikirlerini kentlerimizde gerçekleşen günlük mücadelelerle daha çekici ve ilgili hale getirmemizi sağladığı yönünde oldu. Her iki durumda da, kısa bir süre içinde, başkaları fikirlerimizi duydukça ve belirli örgütlere ve mücadelelerine yönelik kasıtlı desteğimizi memnuniyetle karşıladıkça, kendimizin ötesinde bir etkiye sahip olduğumuzu gördük. Rochester Red & Black örneğinde, bu etki Rochester’ın ötesine geçmiş gibi görünüyor. Yirmi kişiden az bir grup olmama rağmen, ülkeyi dolaşıp konuşmalar yaptığımda Rochester Red & Black’i tanıyan pek çok insanla karşılaştım. Bu tür bir etki, örgütümüzdeki herhangi bir birey tarafından aynı derecede başarılamazdı.

Teori ve Strateji Geliştirmek

Anarşist çevrelerde taktikler ve taktiklerin etkili olup olmadığı hakkında hiç bitmeyen bir konuşma içindeyiz gibi görünüyor. Bu durumda, ağaçlar için ormanı kaçırıyoruz. Belirli bir taktik evrensel olarak etkili ya da etkisiz değildir; etkinliği daha geniş bir stratejiye nasıl dahil edildiğine bağlıdır. Birçok anarşist çevrede, basit taktik tercihlerin ötesinde strateji hakkında çok az konuşma vardır ve bu taktiksel seçimler genellikle daha büyük bir stratejiye etkili bir şekilde entegre olmaktan ziyade bir dereceye kadar yüzeysel militanlığa yönelik kişisel yatkınlığa dayanır.

“Huerta Grande”de, especifismo teorisinin ilk geliştiricileri olan Federación Anarquista Uruguaya (FAU), teorinin stratejik örgütlenmenin gelişimindeki önemini ve bağlantısını paylaşıyor:

Teorik çalışma için bir çizgi olmadan, bir örgüt, ne kadar büyük olursa olsun, koşullandıramadığı ya da kavrayamadığı koşullar karşısında şaşkına dönecektir. Siyasi çizgi, her adımda ulaşılacak hedefler anlamına gelen bir programı varsayar. Program, hangi güçlerin lehte, hangilerinin düşman ve hangilerinin sadece geçici müttefik olduğunu gösterir. Ancak bunu bilmek için ülkemizin gerçekliğini derinlemesine bilmemiz gerekir. Dolayısıyla bu bilgiyi şimdi edinmek en yüksek önceliğe sahip bir görevdir. Bilmek için de bir teoriye ihtiyacımız var.

Net bir stratejik programa sahip olmak aynı zamanda örgütlerimizi daha büyük siyasi güçlerin manipülasyonundan koruyacak ve somut kazanımlar için mücadele eden insanlara stratejik bir yön sunmamızı sağlayacaktır. Ve eğer sonunda bizi devrimci koşullara götürecek militan örgütler inşa etmek için gerçek bir yol sunamazsak, kendimize nasıl gerçekten devrimci diyebiliriz? Anarşistler tarafından geliştirilmiş net bir program olmadan, kendimizi reformist örgütlerle çalışırken, kendi inançlarımızı görmezden gelirken ya da sadece ismen devrimci olurken bulacağız – stratejilerimiz gerçekte ne kadar pratik olmasa da en militanca konuşanlar olacağız.

Böyle bir teoriye ve programa sahip olduğumuzda, bu programla ne yapacağımız tamamen yeni bir zorluk olacaktır. Bu programı sadece kendi küçük, kararlı ve örgütlü anarşist grubumuzla mı hayata geçireceğiz? Weaver’ın especifismo çözümlemesinin üçüncü noktası bir sonraki adımı netleştirmeye yardımcı olur.

Örgütlenmenin Toplumsal ve Siyasi Düzeyleri

Güney Amerika’da “sosyal eklemlenme” olarak adlandırılan kavram birçok açıdan especifismo’nun kalbidir. Toplumsal eklemlenmeyi tam olarak anlamak için öncelikle toplumsal hareketler ile siyasi örgütler arasındaki farkları anlamamız gerekir. Temel olarak toplumsal eklemlenme, örgütlerin ve hareketlerin nasıl etkileşime girdiği ve devrimci anarşist politik örgütün bu ilişkideki rolüdür.

Daha önce de söylediğim gibi, anarşist politik örgüt basitçe, anarşist sosyal ve ekonomik yapılara yol açacak stratejik bir devrim programı geliştirmek için çalışan, fikir ve eylem birliğine sahip, kendini tanımlamış anarşistlerden oluşan bir örgüttür. Elbette, doğası gereği, bu örgüt genel nüfusa kıyasla oldukça küçük olacak ve üyelerinden yüksek düzeyde bağlılık bekleyecektir.

Devrimci çabalarımızın diğer temel muhatapları toplumsal hareketler ve onların örgütleridir. FARJ, “Toplumsal Anarşizm ve Örgütlenme” başlıklı yazısında toplumsal hareketlerin anarşist devrimci düşüncedeki merkezi rolünü açıklamaktadır:

Eğer anarşizmin mücadelesi toplumsal devrimin ve özgürlükçü sosyalizmin nihai hedeflerine işaret ediyorsa ve eğer sömürülen sınıfları bu hedeflere doğru dönüşümün kahramanları olarak anlıyorsak, anarşizm için bu sınıflarla etkileşime girmenin bir yolunu aramaktan başka bir yol yoktur.

Toplumsal hareket, işçi sendikaları, apartmanlardaki kiracı örgütlenmeleri, okullardaki öğrenci sendikaları, mahallelerdeki halk meclisleri ve işsizlerin öz örgütlenmeleri de dahil olmak üzere sömürülen sınıfların kitlesel örgütlenmesidir. Toplumsal hareketler güçlerini ideolojik saflıktan çok kitlesel katılımdan alırlar. Bir işyeri mücadelesinde, sadece anarşist olanlar değil, tüm işçiler yer almalıdır.

Sendika sadece kendini anarşist olarak tanımlayan ya da üye olmak için anarşist olmayı şart koşan işçilere hizmet ederek kendini marjinalleştirecektir. Bunu yapmak sendikanın patronlarla mücadele etme yeteneğini zayıflatacak ve nihayetinde kapitalizme karşı mücadeleyi zayıflatacaktır.

Basitçe ifade etmek gerekirse, anarşist ve anti-öncücü devrim perspektifi, toplumsal hareketlerin kendilerinin devrimci aktörler olduğu; örgütlerinin nihayetinde toplumsal bir devrimi gerçekleştireceği yönündedir. Anarşist örgüt, insanları devrime götüren öncü değildir. Aksine, anarşist örgüt toplumsal hareketlere ve bu hareketleri oluşturan sömürülen sınıflara gerçek devrimci bir yön sunar.

Toplumsal Eklemlenme ve Toplumsal ile Politik Arasındaki İlişki

Anarşistler toplumsal hareketleri oluşturan daha geniş sınıflarla nasıl ilişki kurmayı planlıyorlar? Especifist örgütler, anarşistlerin bu daha geniş sınıflarla ilişki kurmasının yolunun toplumsal eklemlenme olduğunu savunuyor. Toplumsal eklemlenmenin önemi abartılamaz. FARJ’ın dediği gibi, “Toplumsal çalışma ve eklemlenme, belirli bir anarşist örgütün en önemli faaliyetleridir.”

Toplumsal eklemlenme, toplumsal hareketlere ve onların örgütlerine gerçek katılımcılar olarak dahil olmakla ilgilidir.

Devrimci bir anarşist örgütün katılımcıları olarak, iki ya da daha fazla örgütün katılımcıları ve üyeleri oluruz. İkili örgütsel yönelim bizi, örgütlenme ve hayatta kalma mücadelesi veren sömürülen sınıflardan anarşist olmayanlarla doğrudan gündelik temasa sokar.

Bu örgütler içinde devrimci anarşistler, azınlıkta olsalar bile, sunduğumuz perspektifi açıkça ifade etmek için pozisyonlarımızı açıkça savunmalıdır. Doğrudan eylem, yatay örgütlenme, sınıf mücadelesi ve anti-kapitalizm fikirlerimiz, toplumsal hareketin güç kazanmasında önemli stratejik unsurlar olarak toplumsal hareketlerde açıkça tartışılmalıdır.

Açık savunuculuğun, anarşistlerin bu örgütlerin liderliğini ele geçirmeye çalışması ya da bir toplumsal hareketi anarşist bir toplumsal harekete doğru “ideolojikleştirmeye” çalışması anlamına gelmediğini vurgulamak önemlidir. Bunun yerine, açık savunuculuğun amacı, daha geniş toplumsal hareketlere sahip oldukları gücü ve toplumu temelden yeniden yapılandırma yeteneklerini hatırlatmaktır.

Devrimci anarşist ideallerimiz, yeni bir dünyaya dair net bir vizyona ve uzun vadeli militanların örgütlenme becerisine sahip toplumsal hareket üyeleri olarak bizim etkimizle toplumsal hareketlerde karşılık bulacaktır. Bu, anarşistler olarak fikirlerimizi mücadele arkadaşlarımıza “konuşarak ve açıklayarak” değil, “yaparak ve göstererek” öğreteceğimiz anlamına gelir.

Toplumsal hareketin inşasına aktif olarak katılmak, tabandan gelen güçlü bir toplumsal hareket üyesini örneklemek için gerekli günlük işleri yapmak ve sömürülen sınıflar için hayatta kalma mücadelesi vermek kendi etkimizi arttıracaktır.

Bu tür bir katılım, anarşist militanların ve örgütçülerin etkilerini artırmalarına yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda bu tür doğrudan faaliyetler stratejik ve teorik perspektiflerini beslemek için de elzem olacaktır. Sahadaki sınıf mücadelesinden kopuk bir perspektifin, önemli yerel aktörleri, bunların etkileşim biçimlerini, kiminle ve nasıl çalışılacağını bilmesi mümkün değildir. Bu detayları bilmek bizi daha güçlü örgütleyiciler ve topluluklarımızdaki ve toplumsal hareketlerdeki kişilerle daha iyi müttefikler yapacaktır.

Kendini adamış, örgütlü anarşistler ile daha geniş ancak muhtemelen daha reformist toplumsal hareketler arasındaki ayrımı aktif bir şekilde yıkmak önemlidir.

En azından 1950’lerden bu yana solcu örgütçüler aktif olarak ve bazen de acımasızca daha büyük toplumsal hareketlerden ayrı tutulmaktadır. On yıllar boyunca toplumsal hareketler hiçbir devrimci perspektifin açıkça tartışılmamasına alıştı. Aynı zamanda ideolojik gruplar da toplumsal hareketler arenasında çok az etkiye sahip olmaya ya da hiç etkiye sahip olmamaya alıştı. Bunun sonucunda toplumsal hareketler kendi güçlerini ortaya koymaktan ve hatta “radikal” fikirleri tartışmaktan korkar hale geldi. Öte yandan, ideolojik gruplar hiçbir zaman gün ışığına çıkmayacak mükemmel örgütlenme modelleri yaratma ve bunları toplumsal hareketleri misyonlarında başarısız olmakla suçlamak için kullanma alışkanlığı geliştirdiler. Eğer gerçek bir değişim görmek istiyorsak, devrimci anarşistler ile toplumsal hareketler arasındaki ayrım ortadan kaldırılmalıdır. Toplumsal hareketlerin bize, bizim de onlara ihtiyacımız var.

Toplumsal Hareketlerin Bize İhtiyacı Var

Kendimi sık sık anarşist çevrelerde konuşurken buluyorum. Bu çevrelerde, toplumsal hareketlerin anarşistlere ve bizim perspektiflerimize ihtiyaç duyduğu tüm yollara dair güçlü bir anlayış olduğunu fark ettim.

Çoğu hareket tarafından kullanılan strateji ve taktiklere yönelik anarşist eleştiriler tanıdık. Ne yazık ki, bu eleştiriler daha anlamlı yollar önermek yerine sıklıkla toplumsal hareketleri kınamak ve faaliyet eksikliğimizi rasyonalize etmek için kullanılıyor.

Bununla birlikte, toplumsal hareketlere katılan devrimciler genellikle bizim perspektiflerimize katılmakta ve bunların kullanıldığını görmek istemektedirler.

Anarşistlerin, daha reformist toplumsal hareketlerde yer alanlar için tamamen kayıp gibi görünen çok bariz bir stratejik perspektifi, seçim ve yasama kampanyalarının gerçekte bir tuzak olduğudur. Değişim talep etmenin birincil aracı olarak doğrudan eylemin anarşist perspektifi, birçok toplumsal hareketin enerjisini seçim politikalarına olan başarısız güvenlerinden uzaklaştırmak için kritik öneme sahiptir.

Binlerce bireyin birleşik ve uyumlu faaliyeti birincil güç kaynağınız olduğunda, genellikle toplumsal hareketlerde olduğu gibi, hiyerarşik örgütlenme kendi gücünüzün önünde büyük bir engeldir. Anarşistler tarafından önerilen yatay örgütlenme kavramları, sıradan insanların kendi örgütleri ve bu örgütlerin kararları üzerinde gerçek bir sahiplik duygusuna sahip olmalarını sağlar ve bu da üyelerin daha kararlı ve uyumlu bir şekilde faaliyet göstermelerine yol açar.

Pek çok toplumsal hareket özellikle sömürülen sınıflardaki insan gruplarını güçlendirmek için vardır. Aslında bu, sınıf mücadelesine katılımdır. Ne yazık ki bu tür grupların pek çoğu sınıf mücadelesine bilinçli olarak odaklanmamaktadır. Bu kafa karışıklığı müttefik seçiminde, fon kabulünde ve etki sağlamada ciddi stratejik hatalara yol açmaktadır.

Sınıf mücadelesine daha etkin bir şekilde katılabilmek için örgütün kendi gücünü inşa etmesi gerektiğine dair bir anlayışa sahip olmayan pek çok örgüt kendi altını oymaktadır. İç iktidarlarını aksi takdirde sınıf düşmanları olacak kişilere devrediyorlar, aynı düşmanlardan birçok ipucuyla birlikte finansman kabul ediyorlar ve sonra neden gerçekten güç inşa edemediklerini merak ediyorlar. Gerçekte, kendi eksik sınıf bilinçlerinin bir semptomu olarak kandırılmışlardır.

Tüm bu durumlarda anarşizmin toplumsal hareketlere sunabileceği ve kendilerini güçlendirmelerine yardımcı olacak net bir perspektifi vardır. Ve eğer ilgili anarşistler her zaman haklı olmaktan ziyade toplumsal hareketi güçlendirmekle ilgileniyorlarsa, o zaman bu iç tartışmalara ne zaman ve nasıl gireceklerini bileceklerdir.

Bizim de Toplumsal Hareketlere İhtiyacımız Var

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki birçok anarşist çevrenin unutmaya meyilli olduğu şey, daha geniş toplumsal hareketlerle gerçek bir bağlantının anarşist eğilim için ne kadar önemli olduğudur. Anarşizmin fikirlerini marjinalleştirilmiş insanların somut günlük mücadelelerinde köklendirmek, anarşizme gerçeklikte gerekli bir zemin kazandırır.

Yakın anlamda, ABD anarşist hareketinde örgütçü eğitimine açık bir ihtiyaç vardır. On yıllardır büyük ölçüde diğer anarşistlerden oluşan dar çevrelerde örgütlendikten sonra, bizden öncekilerin sahip olduğu büyük ölçekli örgütlenme ve örgüt yaratma becerilerinin çoğunu kaybettik. Infoshop’ları ve diğer anarşist alanları canlı tutmanın tarihsel zorlukları bu temel eksikliklerin bariz bir sonucudur. IWW’nin son zamanlarda yarattığı heyecan göz önüne alındığında, anarşist ortamda üyelikte daha büyük bir büyüme beklenebilir. Yerel anarşist örgütlenmelerin azalıp çoğalması genellikle örgütlenme kavramının doğasında var olan bir sorundan ziyade yerel anarşistlerin temel örgütlenme becerilerinden yoksun olmalarının bir sonucudur. Toplantıların temel örgütlenmesi, yerel yayınların sürdürülmesi, güçlü etkinliklerin ve seferberliklerin geliştirilmesi ve hareketlerimizin yerel kurumlarının inşa edilmesi, daha geniş toplumsal hareketlerden öğrenebileceğimiz şeylerdir.

İnsanların gündelik deneyimleri etrafında örgütlenme ve etkili tepkiler geliştirme konusundaki kolektif zayıflığımız bir başka büyük soruna yol açtı: anarşizm ile işçi sınıfı toplulukları ve beyaz olmayan topluluklar arasındaki kopukluk. Bunlar tam da anarşizmin öz-özgürleştirici fikirlerinin kök salması gereken topluluklardır. Ve daha da önemlisi, bu insanların gündelik deneyimleri, örgütçülerin stratejilerini, taktiklerini ve düşüncelerini bilgilendirmeye yardımcı olur. Anarşist hareketin, devrime en çok ihtiyaç duyan topluluklarda kök salmadan gerçekten devrimci bir potansiyele sahip olduğunu iddia etmesinin hiçbir yolu yoktur.

Gündelik insanların gerçeklikleriyle köklü bir bağ, örgütlenme stratejilerimizi ve taktiklerimizi bilgilendirmekten çok daha derin bir etkiye sahiptir; aynı zamanda süregelen teorik gelişimimize de gerçeklikle benzer bir bağ sağlar. ABD anarşist ortamından çıkan pek çok modern teorinin toplumlarımızdaki marjinalleştirilmiş insanların gerçekleriyle çok az anlamlı bir bağlantısı vardır ve kendimizi sadece bu dar topluluklarda tuttuğumuzda, sonunda çevremizdeki insanlar için tamamen anlaşılmaz olan tartışmalar yaparız. Eğer kitlesel hareketler inşa etmek istiyorsak, bu kopukluk ve bunun genişleyen doğası bizi korkutmalıdır.

Devrim, Karşı Devrim ve Çıkarılan Dersler

Especifismo’nun tarihsel bağlamı, bugün bizim için ne anlama geldiğini ve bu fikirlere hangi ciddiyetle bakmamız gerektiğini düşünmemiz açısından önemlidir. Especifismo Uruguay’da yıllarca süren diktatörlükten sonra ortaya çıktı.

Uruguay, 1900’lerin başında inanılmaz derecede güçlü ve etkili bir anarşist harekete sahip olmasına rağmen, 1960’ların sonundan 1980’lerin başına kadar diktatörlükle yönetilen bir döneme girdi. Bu dönemde FAU’nun bazı üyeleri, ülkelerini faşizme kaptırmalarına neyin sebep olduğunu ve gelecekteki anarşist çabaları nasıl güçlendireceklerini öğrenmek için yoğun bir sürece girdiler. Especifismo, bu süreçten çıkan ve benzer şekilde diktatörlükten kaçan diğer birçok Güney Amerika ülkesinde hızla düşünceli taraftarlar bulan fikirleri somutlaştırdı.

Benzer deneyimlerden sonra diğer anarşistler de benzer sonuçlara vardılar. İspanyol Devrimi, faşistlerin daha belirgin bir avantaj elde etmesiyle birlikte uzun süreli bir iç savaşa dönüşürken, Durruti’nin Dostları özellikle anarşist bir devrimin önemini savunmak için ayağa kalktı. Durruti’nin Dostları, “Yeni Bir Devrime Doğru” başlıklı bildirilerinde, Temmuz devriminin hatalarından ders çıkarma ihtiyacını yüceltmektedir:

Devrimler, yol gösterici ışıkları, acil hedefleri yoksa başarılı olamazlar. Temmuz devriminde eksik bulduğumuz şey de budur. Gücü olmasına rağmen CNT sokakta kendiliğinden ortaya çıkan faaliyeti nasıl şekillendireceğini bilmiyordu. Liderlik, kendileri açısından tamamen beklenmedik olan olaylar karşısında irkildi. Nasıl bir yol izleyecekleri konusunda hiçbir fikirleri yoktu. Ortada hiçbir teori yoktu. Yıllar boyunca soyut kavramlar etrafında spekülasyonlar yapmıştık. Ne yapılması gerekiyordu? Liderler o zaman kendilerine soruyorlardı. Ve devrimin kaybedilmesine izin verdiler.

Rusya’da anarşistler devrimin önemli bir parçasıydı. Otoriter komünistlerin, anarşistlerin yaratılmasına yardımcı olduğu işçi gücü araçlarını yok etmesi ve nihayetinde bu anarşistleri ülkeden sürmesi nedeniyle oradaki anarşistler en erken ihanetlerden birini yaşadı. Birkaç yıl sonra, Fransa’da bulunan ve Rus Devrimi’ne geri dönüp bakan Dielo Truda adlı Rus Anarşist grubu düşüncelerini anlattı:

Genel bir örgütlenmeye duyulan ihtiyaç en derin ve en acil şekilde 1917 Rus Devrimi sırasında hissedildi. Bu devrim sırasında özgürlükçü hareket en yüksek derecede bölümcülük ve kafa karışıklığı gösterdi. Genel bir örgütün yokluğu birçok aktif anarşist militanın Bolşeviklerin saflarına geçmesine yol açtı.

Dielo Truda, “Anarşistlerin Genel Birliği için Örgütsel Platform (Taslak)”da, teori ve pratiğin birliği etrafında inşa edilecek açık bir anarşist örgütün önemi, oynayacağı rol ve kullanacağı yöntemlere ilişkin fikirlerini ortaya koymuştur. “Anarşizm güzel bir fantezi, soyut bir felsefe kavramı değil, çalışan kitlelerin toplumsal hareketidir; sırf bu nedenle güçlerini tek bir örgütte toplamalı, toplumsal sınıf mücadelesinin gerçekliği ve stratejisinin gerektirdiği şekilde sürekli ajitasyon yapmalıdır.”

İster İspanya’da açıkça anarşist bir devrimin kayıplarını görmek olsun, ister ülkelerinin faşizme dönüştüğünü görmek olsun, anarşist bir hareketin daha büyük ölçekte nasıl daha büyük bir etkiye sahip olabileceğine dair dersler oldukça benzerdir. Dünya küresel kapitalizmde süregelen krizlerden geçerken anlamlı bir etkiye sahip olmayı umuyorsak, bu dersleri ciddiye almalıyız.

Bir Ölçek ve Zamanlama Meselesi

Bu dersleri kendi ülkemizde öğrenmek için zamanımız yok. Dünyanın siyasi ve ekonomik gerçekliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyadaki rolü hızla değişiyor. Amerikan yaşam standardının düşmesi, yaklaşan “azınlık çoğunluk”, Birleşik Devletler hükümetinin imparatorluğunu yurtdışına dayatma kabiliyetinin zayıflaması ve yaklaşan ekolojik krizler, statükoyu hem elit hem de sömürülen sınıflar için savunulamaz hale getiriyor. Toplumsal ayaklanmaların sıklığı artacaktır. Militan ya da reformist, sol ya da sağ olsun, kendiliğinden isyanlar meydana gelecektir.

Bu tür ayaklanmalar ve çalkantılar her zaman bizim istediğimiz yönde olmayacaktır. Genellikle gerçek ya da görünüşte gerçek cevaplar sunabilen, ideallerimizi bizi oraya götürecek strateji ve taktiklerle birlikte sunabilen iyi örgütlenmiş anarşist hareketlerin yönüne giderler, herhangi bir ayaklanmanın bizi gerçek özgürlük, eşitlik ve dayanışmaya doğru götüreceğine bizi inandıran nedir? Korkarım ki, etkimizi arttırmak ve günlük siyasi ve ekonomik örgütlenme becerilerimizi geliştirmek için aktif olarak çalışmazsak, fikir savaşını çok daha kötü insanlar kazanacak.

Yaklaşmakta olan “azınlık çoğunluk”, korkmuş beyaz işçi sınıfı arasında ırkçı ve faşist eğilimleri güçlendirmek için bir paratoner olarak kullanılabilir mi?

Cevap evet, zaten öyle. Aryan Kardeşliği’nin hapishane sistemi içinde ve dışında yirmi bin kadar üyesi olduğu tahmin ediliyor. Çay Partisi’nin göçmen karşıtı hissiyatını daha açık bir şekilde faşist bir yöne çevirmek zor değil. Peki ya sağ kanat “özgürlükçüler”? Toplumsal bir yıkım anında “düzeni sağlamak” için tamamen özel, kar amaçlı polisliği savunmayacaklarına inanmak için herhangi bir neden var mı?

Bu anlar, anarşizme ilginç bir kitap kulübü gibi davranmaktan daha fazlasını yapmamızı gerektiriyor. Kendimizi ve toplumlarımızı önümüzdeki zorluklara hazırlamak için düşünceli, kararlı ve samimi bir örgütlenme içine girmemiz gerekiyor. Mücadele eden topluluklarımızda derin kökleri olan bir anarşizm geliştirmeli ve bu topluluklar içinde karşı hegemonik bir entelektüel ve örgütlenme geleneği geliştirmek için çalışmalıyız. Bu, anarşist bir geleceğe ulaşmanın tek umududur ve faşizme doğru her türlü sürüklenmeye karşı savunmak için elzemdir. Bana öyle geliyor ki especifismo tam da bunları öğrenmemiz için hayati dersler sunuyor.

Sınıf Mücadeleci Anarşist Ağ ve Ötesi

Ben bu satırları yazarken, üyesi olduğum yerel örgüt Rochester Red & Black, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir dizi başka yerel ve bölgesel örgütle birlikte ülke çapında bir anarşist örgütlenmeye girişmiş durumda. Bu örgütlerin birçoğu Güney Amerika’daki especifista örgütleri tarafından detaylandırılan örgütlenme yöntemlerinden ilham alıyor.

Bu örgütün gelişimi kolay olmamıştır. Ve grubun devam eden örgütlenmesinin de kolay olacağını düşünmüyorum. Devrime kadar sürebilir ya da dağılabilir. Her iki durumda da, birbirimizle deneyimler ve mücadeleler yaşamak ve böyle bir örgüt geliştirmek, ABD’deki anarşist hareketi inşa etmek için çok önemli.

Kişisel olarak, böyle bir oluşumun mahallelerimizde, işyerlerimizde, okullarımızda ve ailelerimizde gerçek bir derinlik inşa ederken devrimci fikirlerini korumaya devam eden bir anarşist harekete yol açacağına dair büyük umutlarım var. Popüler bir anarşizm olmadan devrimci bir anarşizme sahip olamayız.

Çeviri: Umut Aydemir

The post Devrimci Anarşizmin İnşası – Colin O (Çev. Umut Aydemir) appeared first on Barikat Haber.

]]>
Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (3) https://barikathaber.org/2022/11/guncel-anarsist-tartismalar-1-spesifik-anarsist-orgutun-temel-kavramlari-3/ Fri, 04 Nov 2022 10:09:30 +0000 https://barikathaber.org/?p=52427 “Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizin ilk metni olan Tommy Lawson’ın Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları broşürünün üçüncü bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. ANAHTAR STRATEJİLER: Anarşist-Komünist örgütün kavramları ve örgütsel uygulamalarının açıklığa kavuştuğunu umduğumuz için, aşağıdaki bölüm öncekinden daha kısadır. Stratejiler elbette hiçbir zaman ebedi değildir, her zaman ve mekana uygun değildir. Bununla birlikte, bu bölümde ana hatlarıyla belirtilenleri, genel...

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (3) appeared first on Barikat Haber.

]]>
“Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizin ilk metni olan Tommy Lawson’ın Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları broşürünün üçüncü bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.

ANAHTAR STRATEJİLER:

Anarşist-Komünist örgütün kavramları ve örgütsel uygulamalarının açıklığa kavuştuğunu umduğumuz için, aşağıdaki bölüm öncekinden daha kısadır. Stratejiler elbette hiçbir zaman ebedi değildir, her zaman ve mekana uygun değildir. Bununla birlikte, bu bölümde ana hatlarıyla belirtilenleri, genel olarak Anarşist-Komünist pratiğin temeli olarak kabul etmek makuldür.

Sendikalar İçerisinde, Bürokrasiye Karşı

Anarşistlerin daha geniş eğilimleri arasında, sendikalara yönelik bir dizi yaklaşım vardır. Anarko-sendikalistler gibi, Anarşist-Komünistler de işçi hareketi ve sınıf mücadelesini devrimci stratejinin temeli olarak görürler. Ancak Anarşist-Komünistlerin sendikalar konusunda kendi net anlayışları ve onlarla ilişki kurma stratejileri vardır.

Sendikalar, ekonomik çıkarlarını işverenlere karşı savunmak için bir araya gelen işçilerin organlarıdır. Anarşistler, sendikaların hem işçi organları hem de bürokratik yasal yapılar olarak var olduklarını kabul eder (Eko, 2019). Her iki biçimde de sendikalar günden güne somut iyileştirmeler kazanmayı amaçlar. Ücret artışı, 8 saatlik iş günü, hafta sonları, resmi tatiller, fazla mesai oranları, hastalık izni vb. sendikaların kazandığı ve uğruna mücadele ettiği şeylerin örnekleridir.

Resmi kurumlar olarak sendikalar -işi emek ve sermaye arasında müzakere etmek olan- seçilmiş bir önderliğe sahiptir. Önderlik, grevleri ve işçi faaliyetlerini destekleyecek olsa da, çoğu zaman kendi konumlarını sürdürmeye meraklılardır. Avustralya’da, sendika çıkarlarını kapitalist işletmelerin başarısına bağlayarak, genellikle emeklilik şirketlerine ortak olurlar. Sendikaların kapitalistlerle yaptığı sözleşmeleri onurlandırırken, endüstriyel barışı sağlama baskısı vardır (Walmsley, 2020). Zaman zaman tüm bu faktörler -özellikle sınıf bilincinin ve mücadelesinin ilerlediği zamanlarda- işçilerin talepleriyle çatışır.

Bu çelişkiye tepki olarak anarşistler bir dizi yanıt geliştirdiler. İsyancı anarşistler genellikle sendikalarda çalışmaktan kaçınırlar. Sendikaların ıslah edilemez, anti-devrimci yapılar olduğuna inanarak olumsuz taraflara odaklanırlar. Bu pozisyon fiilen işe yaramazdır. İsyancılar, örgütlü işçi yığınlarıyla ilişki kurmaktan kaçınarak kendilerini tecrit eder ve fikirlerine kimseyi inandıramaz. Bu nedenle, devrimci bir süreç sırasında en kritik yerlerden, üretim noktasından yoksundurlar.

Anarko-sendikalistler olarak bilinen diğer anarşistler, “anarşist” veya “devrimci” sendikalar kurmayı savunurlar. Ancak radikal sendikalar bile kapitalizmdeki somut amaçlar sorunuyla karşı karşıyadır. Yani, sermaye ve emek arasında müzakere. En devrimci sendikalar bile endüstriyel mücadeleyi her zaman sürdüremezler. Kendilerini tamamen “anarşist” ya da “devrimci” olarak tanımlayarak, bu sıfatlarla özdeşleşmeyen işçi kitlesini dışlama sorununu da yaşarlar. Böylesi bir devrimci sendika, ya siyasi bir örgütün açıklığından yoksun, kafası karışmış bir devrimci işçiler bütünü haline gelir ya da geleneksel bir sendika haline gelir ve devrimci ivmesini kaybeder.

Üçüncü seçenekse, Anarşist-Komünistlerin savunduğu seçenektir. Bu, sendikaların aktif, sıradan, militan üyeleri olmaktır. İşçi kitleleri arasında ajitasyon yaparak, onları anarşist mücadeleye kazandırabiliriz. Anarşistler, bürokrasinin reformist içgüdülerine karşı da mücadele edebilirler. Bundan kaçınmak, işçi kitlelerinin örgütlendiği alanı sosyal demokratların politikalarına ya da daha kötüsüne teslim etmek olacaktır. Anarşist-Komünistler, sendikalar içindeki faaliyetlerle, sınıf mücadelesi yoğunlaştıkça, giderek daha fazla işçinin radikal pozisyonlara kazanılabileceğine inanıyor.

Avustralya’da klasik bir örnek, NSW İnşaat İşçileri Federasyonu’dur (BLF). BLF bir zamanlar oldukça muhafazakar bir sendikaydı. Eski Komünist Parti’den militanlar, İşçi Partisi’nin sol kanat grupları ve bağımsız aktivistler (stratejilerine “militan azınlık” adını verdiler) tarafından taban düzeyinde yıllarca sabırlı ve dikkatli bir çalışmanın ardından, üs sonunda daha radikal siyasete kazanıldı. Daha güçlü bir siyasi tabanla, daha radikal aktivistler, sendikanın liderliğinde BLF’nin yeniden inşasına izin veren roller kazandılar. (Önemli kısım, liderliğin güçlü bir taban olmadan hiçbir anlamı olmamasıdır.) Sonra sendika federalist pratikler uygulamaya başladı. Liderlik pozisyonlarına işçilerle aynı maaş ödeniyordu ve sınırlı bir görev süreleri vardı. Örgütleyicilerin işinin, işçilerin yönünü dikte etmek değil, işçilerin gerçekleştirdikleri eylemi desteklemek olduğu “doğrudan eylem” tabanda teşvik ediliyordu. Demokratik kararlar kitlesel toplantılarla alınırdı (Rashid, 2021).

NSW BLF sonunda ezilmiş olsa da, sendikalar içindeki radikal potansiyelin önemli bir örneğiydi. BLF’nin – işçilerin çevreye zararlı projeler inşa etmeyi reddettiği “Yeşil Yasaklar” gibi- bazı başarıları o kadar radikaldi ki, dünyanın başka bir yerinde asla elde edilemedi.

Birleşik Cephe ve Eğilim Gruplaşması

Devrimler tek başına anarşistler tarafından yapılmaz. Toplumsal reform mücadelesi de salt anarşist bir mesele değildir. Bu basit gerçekler, Anarşist-Komünistlerin diğer siyasi ve toplumsal örgütlerle ittifaklarını hangi temelde oluşturacaklarına ve nasıl şekillendireceklerine dair teorik kavramlar geliştirmeleri gerektiği anlamına gelir. Her zaman dikkate alınması gereken bir dizi faktör vardır.

Müdahale alanı, hedeflerde aracılık, sosyal ve politik bağlam, her biri politik çalışmaya doğru yaklaşımları ifade etmek için farklı çerçeveler gerektirir. Çeşitli bağlamlara yanıt olarak, farklı eğilimlere sahip anarşistler bir dizi yaklaşımı dile getirdiler. Sırasıyla İtalyan Anarşist Sendikası’nın Birleşik Proleter Cephesi ve Tekil Devrimci Cephesi, anarko-sendikalist CNT’nin İşçi İttifakı, Uruguay Anarşist Federasyonu’nun Mücadeleci Eğilimi ve modern Especifist Eğilim Gruplaşması (Lawson, 2021). Bugün en yaygın olarak kullanılan iki çerçeve, “Birleşik Cephe” ve “Eğilim Gruplaşması”dır.

Birleşik Cepheler, diğer işçi sınıfı örgütleriyle, sınıfsal bileşim temelinde ve en azından sosyal demokrat siyasete sahip olan ittifakları içerir. Bu, Anarşist-Komünist siyasi örgütün Cephede siyasi bağımsızlığını koruyabilmesini sağlayan bir savunma stratejisidir.

Eğilim Gruplaşması kavramı, belirli bir amaca ulaşmak için güçlerin herhangi bir koalisyonunun toplandığı herhangi bir duruma müdahaleyi çerçeveleyebilir. Birleşik Cephe’den farklı olarak bu çerçeve, ilerici burjuva güçlerini içerebilecek kampanya çalışmasına izin verir. Eğilim gruplaşmalarında Anarşist-Komünistler, farklı örgütler ve siyasi eğilimler arasındaki bir dizi tutarlı uygulama tanımına ve ideolojik yakınlığa dayalı bir ara örgütlenme biçimi kurmaya çalışırlar. Örneğin, Anarşist-Komünistler, işçi sınıfı siyasetine, doğrudan demokrasiye ve doğrudan eyleme benzer bir bağlılığı paylaşan diğer anarşistlerle veya Troçkistlerle birlikte çalışabilir.

Tüm bu modellerde önemli olan, Anarşist-Komünist örgütün kimlerle, hangi bağlamda ve neden ittifaklar kuracağını düşünmesi ve stratejik olarak karar vermesidir. Birleşik Cephe ve Eğilim Gruplaşması her durumda uygulanabilir değildir, ancak daha geniş güçlerden tecrit de Anarşist-Komünist örgütü yalıtılmış ve işe yaramaz hale getirebilir. Şu da vurgulanmalıdır ki, politik örgütlenme kaçınılmazdır ve bu nedenle nasıl işlediğine dair bir teori olmalıdır, ancak birincil odak noktası, politik bağlantılarına bakılmaksızın bir sınıf olarak işçilerin taban birliğidir. Birleşik Cephe veya Eğilim Gruplaşması, sınıfın pratiklerinden köklenmek yerine siyasi liderler tarafından kabul edilen ve yukarıdan aşağıya işleyen bir süreç ise anlamsızdır.

Parlamenter Oy Karşıtlığı

Anarşist-Komünistler parlamenter seçimlere katılmaz, herhangi bir siyasi partiyi desteklemezler. Bu standart bir anarşist pozisyondur. Anarşistler meclise girmez veya çeşitli sebeplerle parlamenter partilere katılmazlar.

Öncelikle parlamento, işçilerin ve ezilenlerin özgürlük mücadelesinden kopuktur. Toplumsal değişim tabandan, işçi ve yoksul halkın örgütlenmesinden ve doğrudan eyleminden gelir. Anarşistlerin odaklanması gereken nokta budur: Doğrudan eylem yoluyla hedeflerine ulaşabilmeleri için işçilere yardım etmek. Böylece doğrudan eylem işçilerin kendi güçlerinin farkına varmalarına, bir şeylere kendi kendilerine ulaşabileceklerini anlamalarına yardımcı olur. Değişimin insanların seçilmesiyle olmayacağını gösterir (Lawson, 2022).

Birisi parlamentoya girdiğinde, devrimci sosyalist bile olsa, radikalliğini kısıtlayan tüm şartlara boyun eğer. Bu şartlar yasal baskılar veya devlette alınan pozisyonların getirdiği ayrıcalıklar olabilir. Parlamentoya giren devrimci partiler bir seçilmeye çalışma döngüsüne yakalanırlar. Genellikle bu döngüler, tekrar seçilebilmek için siyasi duruşlarını törpülemeleriyle gerçekleşir. Kapitalizmi kınamak için parlamentoyu kullanan devrimci partiler bile kendilerini -koltuk kazanmaya yatırım yapan üyeleri ile bunun sadece bir strateji olduğunu hatırlayan üyeleri arasında- bölünmüş bulurlar. Anarşistler aynı zamanda devrimci siyasetlerini sürdürmek için parlamenter katılımdan kaçınırlar. Listelenen nedenlerin tümü olumsuz olsa da, doğrudan eylem ve öz örgütlenmenin olumlu yönünden daha az önemlidir. Anarşist-Komünistler gücün seçimlerle değil, bağımsız toplumsal hareketlerle inşa edileceğini savunurlar (Ascaso et al., 2018).

Parlamentarizm karşıtlığı, anarşizmin temel pratiklerinden birisidir. Parlamenter partilerin içinde çalışan, destekleyen, veya adaylığını koyanlar devrimci sosyalist olabilirler, ama anarşist değildirler.

Son bir not olarak, Anarşist-Komünistler bugün oy kullanmanın kötü olduğunu söyleyecek kadar ileri giden birçok anarşist gibi dogmatik değildirler. Oy kullanmaya karşı çekimserlik kapitalist gelişmenin geçmişte kalmış belirli bir aşamasıyla daha alakalıydı. Oy karşıtı söylem bugün oldukça işe yaramazdır (Black Flag Sydney, 2022).

Sol kanattaki bir adayın sağ kanattaki bir adaya galip gelmesinin tercih edildiği pek çok zaman olabilir. Küçük reformlar bazı insanlar için büyük şeyler ifade edebilir ve sağcı otoriterlikten kaçınmak için hayati olabilir. Ancak önemli olan, insanların, kurtuluşun yukarıdan geldiği yanılsamasına kapılmamasıdır. Bununla birlikte, Anarşist-Komünistler adayları desteklemezler, sadece “politikadan” kaçınılamayacağını kabul ederler.

Kitlesel Ayaklanma

Anarşist-Komünistler, kapitalizmin devlet ve kapitalistlerle şiddetli bir çatışma olmaksızın devrilmeyeceğini kabul ederler. Bunun nedeni şiddet istememiz değil, kapitalistlerin mücadele etmeden güçlerinden asla vazgeçmeyecek olmalarıdır.

Bir toplumsal devrimden önce, ezilen sınıfların toplumsal güç biriktirdikleri ve kendilerini mücadele yoluyla dönüştürdükleri uzun bir dönem olacaktır. İşçiler, burjuva politikacılar tarafından sağlanan yasal reformlara veya devrimci azınlıkların talimatlarına güvenmek yerine, kendi içgüdülerine göre hareket etmeyi öğreneceklerdir. Sonunda, uzun çatışma dönemlerinden sonra, işçiler ve kapitalistler arasında nihai bir yüzleşmenin gerçekleşeceği bir an gelecektir.

Devrim anında, işçilerin çoğunluğu işin içinde olmalıdır. Kitle örgütleri sorumluluğu üstlenir. Çalışan ve yoksul sınıfların daha küçük, gelişmiş bir kesimi tetikleyici olarak hareket etse de ayaklanma, küçük bir azınlığın eylemi olamaz. (Federación Anarquista Uruguaya, 1972) Bunun nasıl görüneceği ve alacağı biçimler elbette bağlama bağlıdır.

Anarşistler birçok devrimci anda aktif oldular. Rusya’da “Ekim Devrimi” sırasında Askeri Devrimci Sovyet’te Anarşist-Komünistler vardı. Bulgaristan Anarşist-Komünist Federasyonu, 1923 ayaklanması sırasında Bulgar Komünist Partisi ile koordineli olarak hareket etti. (Maximov, 1948) Anarko-sendikalistler, 19 Temmuz 1936’da İspanya’daki faşist darbeye karşı direnişe önderlik etti, bu direnişi toplumsal devrimle ve işçilerin öz yönetiminde en büyük tarihsel deneyle sonuçlandırdı. (Leval, 1975). Sonrasında yapılan hatalar ne olursa olsun, işçi sınıfı kitlesinin devleti ve kapitalizmi kitlesel ayaklanmalarla devirme potansiyeli kanıtlanmış oldu (Richards, 1953). Anarşist hareketin önemli bir azınlığı, özellikle programı anarşist hareketin geleneksel değerlerini ve stratejilerini yansıtan Durruti’nin Dostları grubu İspanya’daki hataları tersine çevirmeye çalıştı. (Evans, 2020, #67-100; Guillamòn, 2001).

En güncel örnekte, Uruguay Anarşist Federasyonu, ülkenin sendikal hareketine stratejik müdahale yoluyla 1974 askeri darbesine karşı savaşan genel grev ve fabrika işgallerinin çoğuna önderlik etti. (Sharkley, 2009; Lawson, 2022).

Tarih bize, sömürüyü sürdüren tüm kurumları ortadan kaldırarak kapitalizmin tamamen yıkılması gerektiğini öğretir. Bu, parlamentonun, iş dünyasının, polisin ve silahlı kuvvetlerin şiddetle bastırılmasını içerir. Yeni işçi örgütlenmeleri tabandan yukarıya doğru toplumu yeniden inşa etmelidir. Marksistler bunun otoriter bir davranış olduğunu söylerler, ancak anarşistlere göre bu, otoritenin, kapitalist sınıf yenildiğinde üreticilerin özgür işbirliğiyle sonuçlanacak inkarıdır.

Sendikalar mı, Sovyetler mi, Yoksa Başka Bir Şey mi?

Anarşist-Komünistlere göre, sosyalist toplumun alacağı “mutlak” veya önceden belirlenmiş biçimler yoktur. Önemli olan, işçi sınıfından mücadele aracılığıyla devrimci bir toplumun ortaya çıkmasıdır. Geçmişteki işçi devrimlerine dair araştırmalara dayanarak, bu toplumun neye benzeyebileceği konusunda tereddütlü örnekler verebilsek de, kesin olmak mümkün değildir (Mechoso & Corrêa, 2009). Elbette, tercih edilebilir modellere işaret eden devrimci anlarda ortaya çıkan çeşitli fabrika komitelerinin, sendikaların ve sovyetlerin başarı ve başarısızlıklarından çıkarılacak pek çok ders var.

Gelecekteki sosyalist devrimin somut biçimleri, belirli bir bağlamda devrimin organik gelişimine bağlı olacaktır. Bu da, devrimin gelişmeye başladığı verili topraklardaki üretim tarzları, sınıf bileşimi ve siyasi gelenekler tarafından şekillendirilecektir.

Kuşkusuz, yeni, proleter kurumlar, işçi ve yoksul delegelerinin katıldığı kitlesel demokratik yapılar olacaktır. Bunlar işyerine, sanayiye, yerelliğe dayanacak; burjuvazi ve kapitalist devletin kurumları dışında herkesin çıkarlarını temsil etmeye çalışacaktır. Yerelden başlayıp hemen ardından bölgesel, ulusal ve enternasyonal örgütler halinde birleşeceklerdir. Üretim ve dağıtım eşitlikçi, enternasyonalist ve özgürlükçü ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenecektir (Leval, 1959).

Anarşistlerin görevi, ilkelerini ve teorilerini uygulamaya koymak, işçileri ve ezilenleri mücadelelerini kendi kendilerine yönetmeye teşvik etmek ve komünist bir yönde yeniden inşa hareketlerini sağlamak olacaktır.

“İşçi konseyleri”, sınırları kesin olarak belirlenmiş ve yalnızca ayrıntıların daha sonra detaylandırılmasını gerektiren bir örgütlenme biçimi tanımlamaz. Bir ilke anlamına gelir; işletmelerde ve üretimde işçilerin özyönetimi ilkesi… “İşçi konseyleri” sloganı, işbirliği içinde çalışmak için kardeşçe bir araya gelmek anlamına gelmez; -kardeşliğin rol oynadığı- sınıf mücadelesi anlamına gelir, kitlelerin devlet iktidarına karşı devrimci eylemi anlamına gelir.”

–Anton Pannekoek (Pannekoek, 1952)

SONUÇ

Çeşitli devrimci işçi sınıfı ideolojileri, yaklaşık iki asırlık deneyim ve mücadeleyle, öngöremedikleri ve kavrayamadıkları bir gerçeklik karşısında ezildiler. Ancak Anarşist-Komünizm sadece hayatta kalmadı, aynı zamanda bir dizi tarihsel deneyimle keskinleşti. Bugün, gerçekten özgür bir toplum vizyonuyla tutarlı bir teori ve strateji bütünü olarak yol göstermeyi sürdürmektedir. Anarşist-Komünizm, işçilerin kurtuluş mücadelesine derinden kök salmış bir tarihe sahip politik bir ideolojidir.

Anarşist-Komünistlerin ve spesifik anarşist örgütlenmenin pratiklerinin deneyim yoluyla arıtılması, kendi eğilimimizin hatalarından ve başarılarından ders çıkarırken, Marksizm ve sendikalizmin başarısızlıklarından ve başarılarından çıkaracağımız dersleri de özümsemek anlamına geliyordu. Anarşist-Komünist örgütlenme teorileri, özgürlük, demokrasi ve kolektif sorumluluğu esnek, duyarlı ve uyumlu bir şekilde dengelemeye çalışır. Dünya, iklim değişikliği ve salgın hastalıklar gibi -daha önce hiç olmadığı kadar- küresel zorluklarla karşı karşıyayken, Anarşist-Komünizm vizyonu ve spesifik anarşist örgütün stratejileri her zamankinden daha da yerindedir.

Bu broşür, liberter ideallere dair yükselen ilgiye katkıda bulunma umuduyla, Anarşist-Komünist örgütsel kavramları ulaşılabilir ve açık hale getirmeye çalıştı. Umut edilen, okuyucuların anarşist örgütlere katılması, kendi örgütlenmelerini kurmak için ilham almaları ve hatta kendi yolculuklarında bazı yararlı teorik kavramlardan ve yansımalarından faydalanmalarıdır. Devrim, sadece tek bir ideali veya etiketi benimseyecek kadar sınırlı olmayacak. Önemli olan mücadelenin sürmesi ve daima ileriye, özgürlüğe doğru yürümemizdir.

Çeviri: Mercan Doğan, Umut Adnan Aydemir

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (3) appeared first on Barikat Haber.

]]>
Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (2) https://barikathaber.org/2022/10/guncel-anarsist-tartismalar-1-spesifik-anarsist-orgutun-temel-kavramlari-2/ Sun, 23 Oct 2022 10:46:33 +0000 https://barikathaber.org/?p=52297 “Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizin ilk metni olan Tommy Lawson’ın Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları broşürünün ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. ÖRGÜTSEL KAVRAMLAR VE MODELLER Aşağıdaki Örgütsel Kavramlar bölümü, “Spesifik Anarşist-Komünist Örgüt”ün somut biçimlerini ve pratiklerini anlatmayı amaçlar. Anahtar Fikirler bölümünün aksine broşürün bu bölümünde yer alan kavramlar, belirli pratikler ve örgütlenme modelleri konusunda bilgi vermektedir. Örgütsel kavramların...

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (2) appeared first on Barikat Haber.

]]>
“Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizin ilk metni olan Tommy Lawson’ın Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları broşürünün ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.

ÖRGÜTSEL KAVRAMLAR VE MODELLER

Aşağıdaki Örgütsel Kavramlar bölümü, “Spesifik Anarşist-Komünist Örgüt”ün somut biçimlerini ve pratiklerini anlatmayı amaçlar. Anahtar Fikirler bölümünün aksine broşürün bu bölümünde yer alan kavramlar, belirli pratikler ve örgütlenme modelleri konusunda bilgi vermektedir. Örgütsel kavramların teorik temellerini anlamak, son bölümde bahsi geçecek olan belirli stratejilerin neden kullanıldığını açıklamaya yardımcı olacaktır.

Toplumsal Vektör

Toplumsal vektör, anarşizmin bir etki ettiği ya da etmek istediği halk hareketleriyle ilişkisini kavramsallaştırır (Federação Anarquista do Rio de Janeiro, 2008). Bu ilişki diyalektiktir. Halk kitlesini etkiledikçe, anarşizm de kitle mücadeleleriyle bağlantılı olarak daha da eklemlenir ve gelişir. Tarihsel olarak anarşizmin kilit toplumsal vektörü, anarşist ideolojinin kendisine belirli özellikler kazandıran işçi hareketiydi. Rus Devrimi, İspanya İç Savaşı ve faşizme karşı mücadelenin ardından, anarşizmin bir zamanlar önemli olan toplumsal vektörünü büyük ölçüde kaybettiği söylenebilir. Anarşizmin toplumsal vektörünü kurtarma mücadelesi, Anarşist-Komünist örgütsel uygulama ve analizin temel unsurlarını besler.

Toplumsal Yerleştirme

O halde toplumsal yerleştirme, anarşizmin toplumsal vektörünü geri kazanma mücadelesidir. Esasen anarşistler, ezilenlerin ve işçi sınıfının gündelik mücadelelerine dahil olmalıdır. Bu, siyasi partilere veya savunuculuk ve lobi kuruluşlarına dahil olmak anlamına gelmez. Bunun yerine anarşistler, ezilen toplumsal sınıflara dayanan mücadele hareketlerine odaklanırlar (Weaver, 2007).

Spesifik anarşist örgütün görevi, müdahale edilecek uygun alanları hesaplayarak toplumdaki çeşitli güçleri analiz etmektir. Bu hareketlerdeki görev, aynı anda anarşist fikirleri desteklemek, ancak daha da önemlisi, anarşizm ve işçi sınıfının kurtuluşu ile bağlantılı ilkeler ve yöntemler dizisi için savaşmaktır. Bunlar anti-kapitalizm, doğrudan eylem, kitlesel demokratik yöntemler, öz-örgütlenme ve siyasi bağımsızlıktır.

Anarşist-Komünistler, işçilerin güçlerini sınıf mücadelesinden doğan kitle örgütleri aracılığıyla kullanabileceklerine inanırlar. Spesifik anarşist örgütün programında bir netliğe ve yöne sahip olması hayati önem taşırken, sosyalizmi uygulama ve inşa etme görevi işçi sınıfının kitle örgütlerinin işi olacaktır. Spesifik anarşist örgüt, fikirlerinin etkisiyle, mücadeleleri birbirine bağlayarak ve teşvik ederek kitleyi ileriye doğru yönlendirmeye çalışır, ancak belirli bir çizgiyi veya programı dikte etmez.

Toplumsal ve Politik Düzey

‘Toplumsal’ ve ‘politik düzeyler’ kavramı, daha önceki anarşist teorideki karışıklığı düzeltmeyi ve hataları netleştirmeyi amaçlar. Bu ikisinin karıştırılması, diğer anarşizm akımları arasında -özellikle anarko-sendikalizmde- yalnızca teorik değil aynı zamanda örgütsel hatalara da yol açmıştır.

Toplumsal düzey, temel sınıf mücadelesinin gerçekleştiği yerdir. Bu düzeydeki mücadeleler halka özgüdür, geniş kapsamlıdır ve yalnızca işçi sınıfını değil çevre ve ara sınıfları da acil talepler etrafında harekete geçirir. Bunlar, ağırlıklı olarak toplumun baskın ideolojileri, yani kapitalist çerçeveyle sınırlı liberal talepler tarafından şekillendirilir. Bu düzeydeki mücadeleler, maddi olaylar ve yapılar tarafından motive edilerek yükseltilir ve düşürülür. Örneğin ekonomik kriz, savaş, iklim olayları.

Buna karşılık politik düzey, bireylerin, kuruluşların ve partilerin belirli hedeflere ulaşmayı amaçlayan belirli çerçeveler ve ideolojilerle faaliyet gösterdiği yerdir. Politik düzey muhafazakar, sosyal demokrat, liberal veya sosyalist olabilir. Spesifik anarşist örgüt için, politik düzey, militanlarının ideolojik hedeflerini özel olarak ilerletmek ve gerçekleştirmek için üstlendikleri işi gösterir; ki bu hedef liberter komünizm veya anarşidir.

Halk (veya Kitle) Örgütü

Kitle örgütleri, belirli siyasi örgütler değil, sınıfın örgütleridir. Acil ve nesnel maddi ihtiyaçların karşılanmasına ve yerine getirilmesine dayanırlar. Bununla birlikte, programları zamanla belirli bir örgütün programına yaklaşabilir. Kendi mücadelelerini dile getiren ezilen gruplar tarafından bir bütün olarak geliştirilen kitle örgütü programı ile siyasi örgütlerin özgül devrimci programının karıştırılmaması için çaba gösterilmelidir. Kitle çalışmasına ilişkin anarşist-komünist ve Leninist anlayışlar arasındaki fark bazen budur (Gutiérrez, 2021).

Spesifik anarşist örgüt -yürüyüş güzergahına hükmetmeden veya dikte etmeden- kitle örgütü içindeki siyasi fikirleri netleştirmek için çalışır. Yani Anarşist-Komünistler kendilerini sınıf örgütlerinden üstün yürütme gücü konumlarına yerleştirmezler, bunun yerine ancak demokratik bir süreçle özel olarak yetkilendirildikleri zaman pozisyon alırlar.

Bu, anarşistlerin öncülük etmeyeceğini göstermez. Anarşist-Komünistler, hem kapitalizm içindeki çelişkileri örneklendirerek hem de sınıf mücadelesinde doğrudan eylem pratiği aracılığıyla işçileri devrimci sonuçlar çıkarmaya teşvik etmeye çalışırlar. Devrimci durumlar geliştikçe, kitle örgütü özyönetim ve sosyalist ekonominin kurulması için hazırlanmalıdır. Gerekli şartlar oluştuğunda, kitle örgütü aracılığıyla işçiler devrimci dönüşümü serbest bırakırlar (Federazione dei Comunisti Anarchici, 1985).

Günümüzün Anarşist-Komünistleri, birçok Marksist veya anarşistin tarihsel hatalarına düşüp kendilerini kandırmıyorlar. Devrimci kendiliğindenliğin devrimi gerçekleştirmek için yeterli olacağını varsaymıyoruz. Veya belirli biçimlerin devrimci içeriği garanti ettiğini varsaymıyoruz. Sendikalist birlikler, fabrika komiteleri, sovyetler… Tüm bu işçi örgütlenmesi biçimleri, onları devrimci ya da işbirlikçi olarak şekillendirebilecek daha geniş bir bağlamda hâlâ varlığını sürdürmektedir. Son olarak temel hatalardan biri de “kızıl sendikacılık”tan bir ilke çıkarmak, yani ilke olarak ayrı devrimci sendikalar kurmaktır. Bu örgütler genellikle sınıf güçlerini bölerler ve yeni sendikalara katılmayan işçiler arasındaki müdahaleyi bırakırlar, dolayısıyla kitle sendikalarındaki öncülük otomatik olarak daha az devrimci ve hatta gerici güçlere düşer.

Teorik Birlik

Tutarlı herhangi bir siyasi örgütün mutlak temeli teorik birliktir. Teorik birlik ile kastedilense dünyayı yorumlamak ve ona göre hareket etmek için ortak bir çerçevedir. Teorik birliğe sahip olmayan politik bir organizasyon, bacakları birbirinden bağımsız olan ve kapılar açıldığı anda farklı yönlere koşan bir yarış atı kadar faydalıdır. Başka sözcüklerle anlatacak olursak; hiç faydalı değildir. Bunu anlamak iki nedenden dolayı önemlidir.

İlk ve en bariz örnekte bunun nedeni, devrimci politik örgütün, sendikalar gibi toplumsal mücadele örgütlerinden farklı bir düzeyde faaliyet göstermesidir. Örneğin sendikalar ortak çıkarlarla birleşmiştir, ancak farklı felsefelere bağlı insanları işlevsel olarak bir arada tutabilirler. Ancak devrimci örgüt, toplumsal mücadelenin birçok alanında -işyerinde, mahallede, sendikalarda ve toplumsal hareketlerde- belirli hedefleri savunur ve bunlara ulaşmak için çalışır.

İkinci neden ise ortak analize duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Geniş kapsamlı somut ve kavramsal bir teorinin olmaması, militanların ve örgütlerin, eyleme geçmek istedikleri her bir konuyu aşırı derecede incelemeleri, tartışmaları gerektiği anlamına gelir ve bir sorunu kavrayışta tamamen farklı bakış açılarına sahip olduklarını görebilirler. Sağlam bir teorik birlik temelinden yola çıkarak, bu aşırı karmaşıklıktan veya kendiliğindenlik ve öznelliğe dayalı tepkilerden kaçınılır (Federación Anarquista Uruguaya, 1972).

Anarşist-Komünist örgütler, gelişimleri boyunca belirli konularda ortak tutumlar geliştirirler. Teori ve pratiğin gelişimi el ele ilerler. İnsanlar harekete geçmeden önce her bir konunun teorize edilmesi ve karara bağlanması hayati önem taşımaz. Bununla birlikte, iş ortaya çıktıkça örgütün pratik faaliyeti üzerine düşünmesi ve bunu yansıtarak sağlam bir teorik temel oluşturması hayati önem taşımaktadır. Bu tür teorik yansımalar, dergi makaleleri, propaganda, durum tespiti ve pozisyon beyanları aracılığıyla şekillenebilir.

Genel olarak, spesifik anarşist örgüt, kendisine koyduğu görevler göz önüne alındığında, yüksek düzeyde bir teorik birlik gerektirir. Geçmişte pek çok gevşek anarşist örgüt, düşük seviyelerde teorik birlik ile işlemeye çalıştı; hepsi başarısız oldu veya büyük ölçüde etkisiz kaldı.

Stratejik Birlik

Anarşist-Komünistlerin yüksek düzeyde teorik birliği savundukları göz önüne alındığında, strateji ve taktiklerde birliğe duyulan ihtiyaç da açık olmalıdır. Spesifik örgüt, bir ekonominin, bir siyasi durumun, bir mücadelenin veya bir toplumsal hareketin analizini sağlam bir teorik temele dayandırarak net bir kolektif tepki geliştirebilmelidir.

Taktiksel birlik, anarşist örgütün toplumsal gücünü arttırır. Örgütün çevresindeki daha geniş sosyal katmanları bir araya getirmeye ve liberter sosyalist hedeflere yönlendirmeye yardımcı olur; daha geniş hareketi antagonistik taktikler ve eylemler karmaşasından kurtarır (Dielo Truda (İşçi Davası), 1926).

Spesifik anarşist bir örgüt, acil yerel ihtiyaçlara uygun şekilde yanıt verecek kadar esnek kalırken, en üst düzeyde gönüllü taktik birliği hedeflemelidir. Anarşist-Komünist örgütler, belirli bir stratejinin kapsamına karar vermek için bir dizi çerçeve kullanır. Sosyal bir durumun konjonktürel analizi, genel siyasi ve örgütsel strateji, kısa vadeli stratejiler, en acil ve esnek düzeyde genel taktikler gibi (Coordenação Anarquista Brasileira, 2017).

Anarşist-Komünist örgütler toplumsal çalışmalarını genellikle iç “cephelere” bölerler. Bu bölümler genellikle devrimci örgütün içinde faaliyet gösterdiği bağlamdaki hareketlerle ilgilidir. Örneğin, tüm Anarşist-Komünist örgütlerin, aktivistlerin işyerlerinde üzerine çalıştığı, düşündüğü, kuramsallaştırdığı ve mücadele ettiği bir “sendika” cephesi olacaktır. Çevre mücadeleleri, barınma, öğrenci, queer hakları, yerli hakları, anti-faşizm vb. için cepheler veya bölümler de olabilir. Bu, bağlama göre değişir. Militanların örgüte karşı genel sorumluluklarının ötesinde, yalnızca çok fazla zamanları olduğu göz önüne alındığında, diğerlerinden belirli bir cepheyi seçmeleri ve katkıda bulunmaları beklenebilir.

Nihai olarak, teorik ve taktiksel birliğin doğru uygulanması, yalnızca yansıtıcı ve kolektif mücadeleyle değil, aynı zamanda -gerçek anlamda bir politik örgütün bel kemiği olan- devrimci programın yaratılmasıyla da sonuçlanmalıdır.

Kolektif Sorumluluk

Devrimci örgütün temel kavramlarını geliştiren, örgütün bütünlüğünü daha da pekiştiren şey, kolektif sorumluluk kavramıdır.

Anarşist-Komünist örgütler, liberal bireysel sorumluluk anlayışını reddederler. Bu, bir bireyin sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmez; tam tersidir. Bu, bireyin topluluğa hesap vermesi, birbirini ve tüm organizasyonu sorumlu tutan tüm bireyler tarafından sorumluluğun karşılıklı olarak pekiştirilmesi anlamına gelir. Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu’nda ortaya konduğu gibi; “[Örgüt] bir bütün olarak, birliğin her bir üyesinin devrimci ve politik faaliyetinden sorumludur, aynı şekilde, üyelerinden her biri bir bütün olarak [örgütün] devrimci ve politik faaliyetinden sorumludur.” (Dielo Truda (Workers Cause), 1926)

Pratikte bu, bireylerin ve şubelerin örgütlenmenin tamamına karşı sorumlu olduğu anlamına gelir. Kişiler ve kesimler, uygunsuz davranışlarda bulundukları veya geniş çapta tanımlanmış ve toplu olarak üzerinde anlaşmaya varılmış hareket tarzını baltalayan eylemlerde bulundukları için disipline edilebilir ve ihraç edilebilir. Bu, aynı zamanda, bir örgütün, örgüt içindeki her bireyin gelişimini sağlama ve yardımcı olma görevi olduğu anlamına gelir; eğitim ve kaynaklara erişim, maddi ve manevi destek, anne-baba veya engellilerin mücadeleye katkıda bulunmalarını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalar vb… Sonuçta anarşistlere göre özgürlük kolektif olarak kurulur ve geliştirilir, basitçe kural eksikliği veya birey üzerindeki kısıtlamalarla tanımlanmaz. Liberter örgütlenme kardeşçe disiplin ilkesine dayanır (Makhno, 1996, #68).

Genel olarak, anarşist örgüt herkesin kafasına göre katıldığı bir politik örgütlenme değil; sıkı sıkıya bağlı, karşılıklı olarak destekleyici ve kolektif bir örgüttür.

Federalizm (Örgütsel)

Anarşist örgütteki federalizm, toplumsal ilişkilerde tahakkümün büyümesine ve üye kitlesinden ayrı bir liderlik kliğinin yaratılmasına karşı koruma sağlamaya çalışır.

Anarşist-Komünistler, kalıcı bir yöneticiler sınıfı yaratmanın tehlikelerinin bir şekilde organizasyona içkin olmasına rağmen, resmi yapıların ve hesap verebilirliğin aslında onu yaratmaktan çok yozlaşmayı önlemeye yaradığını kabul ederler. Sonuçta örgütlenme, devrimci eylem ve komünist bir toplumun inşası için hem toplumsal hem de politik olarak gereklidir.

Bu nedenle, çoğuna Federalizm üzerine kavramsal bölümde değinilen, anarşistlerin izlediği belirli federalist örgütsel ilkeler vardır.

Bu ilkeler, özgür anlaşmayı içerir: Üyeler, örgütün fikirlerine ve uygulamalarına rıza gösterirler ve üye olarak katılmaya veya üye olarak kalmaya zorlanamaz ya da mecbur bırakılamazlar. Bu, bireylerin birbirlerine karşı sorumlu olmadığı veya örgütün kimseye karşı sorumlu olmadığı anlamına gelmez. Belirli bir temelde, ister toplumsal ister politik olsun, bir federasyona giren kişi ve şubeler, federasyonun üzerinde anlaşmaya varılan ilkelerine ilişkin eylemlerinden sorumlu tutulur. Bu, bireyleri ücret disiplini ile emek piyasasına katılmaya zorlayan ve bireylerin patronun hesabına tutulduğu kapitalizmden farklıdır.

Aşağıdan yukarıya, çevreden merkeze: Bir örgütün nihai karar alma organı, hedeflerine hizmet etmek için komiteleri itekleme, yaratma ve yıkma konusunda gerçek güce sahip olan tüm uygun üyelerinden oluşan demokratik bir meclistir.

Sorumlular: Örgütlenmede sürekli roller gerektiren görevler için, üyeler sabit bir göreve seçilir, faaliyetleri hakkında tüm kuruluşa rapor vermeleri gerekir, düzenli olarak rotasyona tabi tutulurlar ve herhangi bir zamanda geri çağrılabilirler. Bu, ‘alt’ seviyeler üzerinde yürütme yetkisine sahip olmayan daha yüksek koordinasyon organlarının üyelerini içerir.

Anarşist-Komünist örgütler, federalizmin iki pratik biçiminden birini kullanma eğilimindedir. İlk modelde, bir dizi bağımsız anarşist komünist grup, ortak teorik, stratejik ve taktik anlaşma temelinde bir federasyon oluşturur. Her grup, iç uygulamalar, tüzükler ve faaliyet alanlarında bağımsızlığını korur. Ancak birleşik eylem, kolektif hesap verebilirlik ve büyümeye izin veren ortak bir ortak uygulamalar ve politik analizler dizisi yaratır. 1919-1920 İtalyan Anarşist Birliği veya bugünün Brezilya Anarşist Koordinasyonu gibi gruplar bu modeli uyguluyor.

Alternatif olarak, bir federasyon, şubeler olarak işlevsel bağımsızlığı korurken bağımsız örgütlerini federasyon içinde dağıtan bir grup kurucu grup tarafından oluşturulabilir, veya tekil bir grup çeşitli bölgelere ve işyerlerine yayılabilir. Uruguay Anarşist Federasyonu, Liberter Komünist Birliği (Fransa), Black Rose/Rosa Negra Anarchist Federation (ABD) gibi örgütlerin tümü daha üniter federasyonların örnekleridir.

Her iki durumda da güç, dallarda ve taban organlarında bulunur. Hemfikir olunan siyasi çizginin sınırları içinde tam özerklik sağlarlar. İdari organlar, militanların ve şubelerin çalışmalarını denetler, ancak seçilmiş bir azınlığa hiçbir yürütme gücü verilmez. Politik kararlar azınlık komiteleri tarafından alınmaz, kongrelerde alınır.

Eş Eksenli Çemberler:

Eş Eksenli Çemberler, hepsi olmasa da bazı Anarşist-Komünist örgütler tarafından kullanılan bir örgütsel modeldir. Militanların entegrasyon düzeyi ve sorumluluklarına ilişkin soruları çözmeyi amaçlar. Eş eksenli çemberlere dayalı bir örgüt, militanın belirli görevleriyle ilgili bir dizi “katmana” sahiptir (Federação Anarquista do Rio de Janeiro, 2010).

Çekirdek veya merkezi katman, spesifik örgütün kendisidir. Tamamen kararlı militanlardan oluşur. Bu militanlar örgütün teorik ve stratejik çizgisine karar verirler. Ayrıca derginin yayınlanması, yeni militanların entegrasyonu, eğitim ve çeşitli cephelerde politik çalışmalar gibi örgütün ana faaliyetlerinden de sorumludurlar.

Genellikle ‘destekleyici üyeler’ olarak adlandırılan ikincil katmanda, örgütle özdeşleşen veya örgüte destek veren ancak tam bir üyenin gerektirdiği işlevleri yerine getirmek için gereken zaman veya enerjiyi ayıramayan veya ayırmaya isteksiz olan aktivistler olabilir. İkincil katmandaki aktivistlere, çekirdek militanlarla aynı karar verme yetkisi verilmez. Örgütün dergisinin editoryal kolektifinde yer almayabilirler veya bir kongrede tam oy kullanma ayrıcalığına sahip olmayabilirler. Büyük ihtimalle kendi yerel şubelerinde hâlâ oy hakları vardır. Destekleyici üyeler, mümkün olduğunda dergiye veya günlük çalışmalara katkıda bulunmaya devam edecektir. Anarşist-Komünist örgüt, katkıda bulunmak isteyen herkesin bunu yapabilmesine izin vermenin yollarını bulmaya çalışır.

Eş eksenli çember modelindeki genel farklılıklar, her kuruluş tarafından kendileri için en iyi olan işlevlere göre belirlenir. Örgütler elbette daha fazla katmana sahip olabilir veya yeni aktivistleri eğitmek ve yetiştirmek için okul gibi ikincil bir örgüt kurabilir.

Katmanlı bir model hiyerarşik gibi görünse de, örgütteki katmanlar arasındaki bu ayrımın basit ve mantıklı bir nedeni vardır. Kararlar, eyleme geçme sorumluluğunu taşımayanlar tarafından alınmamalıdır. Devrimci aktivizm adına hiçbir sorumluluk taşımayanlar için böyle bir güç dengesizliği, aslında daha az demokratik bir seçenek olacaktır. Sonuçta, anarşistlere göre haklar görevlerle dengelenir.

Katmanlar arasındaki hareket tamamen isteğe bağlıdır. Çekirdek ve destekleyici olmak üzere iki katmanı olan bir örgüt hayal edersek, her ikisine de üyelik aynı düzeyde entegrasyon gerektirebilir. Genellikle entegrasyon, bir eğitim müfredatını incelemek ve belirli bir cephede sabit olan militanlarla çalışmak için birkaç aylık bir süreci gerektirir.

Aday bir üye, örgütün kavramlarını iyice anladığında ve bağlılığını kanıtladığında, tam üye olarak kabul edilir.

Elbette, herhangi bir örgütün dış destekçileri de olacaktır. Devrimci anarşist örgüt için bunlar, diğer herhangi bir politik örgütteki gibidir. Militanlar onlarla kitle örgütleri aracılığıyla ilişki kurar.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, organizasyonda tutarlılık ve etkililiği sağlayan bir katman ayrımı vardır. Ancak Federalizm bölümünde de değinildiği gibi, devrimci örgüt, mümkün olduğunca yatay örgütlenme biçimleri uygular. Sekreter, eğitim görevlisi (veya komite), uluslararası irtibat vb. gibi tüm resmi roller, mümkün olduğu kadar etkin bir şekilde dönüşümlü olarak yapılır. Bu, anarşist örgütün standart bir uygulamasıdır. Buradaki mantık, herkesin olabildiğince eğitimli ve örgütü mümkün olduğunca işletme yeteneğine sahip olması gerektiğidir. Bu, gereksiz iç hiyerarşilerin ve bölünmelerin gelişmesini önlemeye yardımcı olur, militanların becerilerini artırır ve örgütün üye kaybetmesi durumunda çalışmaya devam edebilmesini sağlar.

Bazen; rollerin zorunlu olarak rotasyonunun, bazı işlerde çok iyi olan insanları oradan uzaklaştırdığı, örgütleri bu insanların becerilerinden faydalanılmadığı için zayıflattığı öne sürülür. Ancak devrimci bir örgüt, ancak en zayıf üyesi kadar güçlüdür.

Leninist örgütlerin aksine, resmi bir pozisyonda (yani sekreter) bir militana mümkün olduğu kadar yetki verilir ancak üyelerin çoğunluğu üzerinde bir yürütmeye yönelik karar verme yetkisi verilmez. Pozisyonların resmiliği bir militanın hesap vermesini sağlarken, örgütteki göreceli hiyerarşi eksikliği de resmi güç birikimini veya belirli bir kişiliğe aşırı güveni önlemeye yardımcı olur. Politik liderliğin gelişimi, bireye yoğunlaşmaz, toplu olarak uygulanır.

Bütün anlatılanlarla birlikte, bazı Anarşist-Komünist örgütler eş eksenli çember modelini kullanmazlar. Militanlar ya üyedir ya da değildir. Her iki durumda da, çoğu örgüt hala aynı genel iç örgütlenme ilkelerini kullanır. Bunlar, haklar ve sorumluluklar, eğitim entegrasyonu, resmi hesap verebilirlik ve rollerin rotasyonudur.

Eğitim

Söylenmese de muhtemelen anlaşılacağı üzere eğitim, Anarşist-Komünist örgütlerin bütünleyici bir parçasıdır. Sadece bireylerin değil bir bütün olarak örgütün gelişimi, eğitim uygulamalarının entegrasyonuna bağlıdır. Militanlara, netleşme ve gelişme arayışı içinde siyaset, tarih, felsefe ve hatta bilim hakkındaki kendi bilgilerini paylaşma ve geliştirme fırsatı sunulur. Spesifik anarşist örgütte eğitim süreci, tüm örgütün dayanışmasına ve teorik gelişimine katkıda bulunan kolektif bir projedir (Strud, 2022).

Çoğu örgüt, eğitim uygulamalarını günlük şube faaliyetlerine entegre eder. Örneğin, her şube toplantısında belirlenmiş bir konu tartışılabilir. Bir kişi veya bir grup yoldaş okumaları seçmek, tartışmayı sunmak ve tartışmaya ev sahipliği yapmakla görevlendirilebilir. Bu, eğitimi istikrarlı bir uygulama olarak tutmaya yardımcı olur ve bir grup yoldaşın siyasi gelişmeler konusunda güncel kalmasına yardımcı olabilir.

Ayrıca bir örgüt, kitaplar veya çeşitli konularda hem iç hem de dışa açık okuma grupları oluşturabilir. Bu, bir pozisyon beyanı veya bir stratejinin geliştirilmesine ilişkin teorik çizgiyi oluşturmaya yardımcı olabilir. Teorik bir dergi, makale, podcast veya YouTube kanalı, hem iç hem de dış eğitim uygulamalarına daha fazla katkıda bulunabilir.

Tarihleri boyunca anarşistler eğitim uygulamalarına büyük değer vermişlerdir. Ateneum [Üyelerinin bilimsel, edebi ve sanatsal bilgilerini teşvik eden kültür birliği] denilen yerler, ya da iş borsası, anarşistler tarafından burjuvazinin kontrolünden bağımsız işçiler için eğitimi teşvik eden okullardı. Pratiğe ve kişisel gelişime yapılan vurgu göz önüne alındığında, anarşistler kendi kendine eğitim uygulamalarının (otodidaktizmin) güçlü destekçileridir. Yeterli kaynaklara sahip olan anarşist örgütler, radikal halk eğitimini sürdürmeye hala kayda değer kaynaklar ayırmaktadır.

Devrimci Program

Bir siyasi örgütün özü; felsefesi, tarihi ve uygulamaları devrimci programda özetlenir. Program aynı zamanda örgütün öngörülerinin, ilkelerinin ve hedeflerinin bir yansımasıdır. Program, örgütü nihai hedefine doğru yönlendirmeye yardımcı olur; böylece militanları, reformlar için mücadele ile nihai hedef arasında bir bağlantı kurarken sınıf mücadelesinin gelgitleri sırasında kaybolmazlar (Price, 2009). Sadece öngörüye güvenmekten ziyade strateji geliştirmenin temelini oluşturur; belirli bir zaman ve yerde seçilen bir stratejiye bağlılığı biçimlendirir. (Coordenação Anarquista Brasileira, 2017)

Bu nedenle programlar değişmez değildir, ancak gelecek toplumun yeni anlayışlarını, deneyimlerini ve vizyonlarını entegre ederek zaman geçtikçe dönüşür ve uyarlanır. Program, bizzat sınıf mücadelesinin kendi deneyimiyle test edilir ve devrimciler olarak işçilerin tarihsel deneyimini yansıtır (Federationcommunicatione Libertaire, 1953). Anarşist-Komünist program, örgütü ve onun militanlarını, metodolojisi olan anarşizmi izleyerek komünizme, yani hedefe yönlendirir.

“Teorisi olmayan devrimler ilerleme sağlamaz. “Durruti’nin Dostları” olarak bizler, büyük toplumsal altüst oluşlarda uygun görüldüğü şekilde değiştirilebilecek, ancak kaçınılması mümkün olmayan iki temel noktaya bağlı olan düşüncemizin ana hatlarını belirledik. Bir program ve tüfekler.”

El Amigo del Pueblo’daki Durruti’nin Dostları, no. 5, 20 Temmuz 1937

Çeviri: Mercan Doğan, Umut Adnan Aydemir

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (2) appeared first on Barikat Haber.

]]>
Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (1) https://barikathaber.org/2022/10/guncel-anarsist-tartismalar-1-spesifik-anarsist-orgutun-temel-kavramlari-1/ Fri, 14 Oct 2022 12:19:32 +0000 https://barikathaber.org/?p=52047 ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜ Anarşizmin tarihi boyunca kavramlara ve örgütlenme modellerine dair birçok tartışma yürütülmüştür. Türkçe kaynakların azlığı sebebiyle dünyanın pek çok yerinde süregelen bu tartışmaların bazılarından haberdar bile olamasak da her bir tartışmanın teoriyi de pratiği de güçlendireceğini düşünüyoruz. Özellikle son yıllarda yayınlanan metinleri tercih edeceğimiz “Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizi Tommy Lawson tarafından geçen ay...

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (1) appeared first on Barikat Haber.

]]>

ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜ

Anarşizmin tarihi boyunca kavramlara ve örgütlenme modellerine dair birçok tartışma yürütülmüştür. Türkçe kaynakların azlığı sebebiyle dünyanın pek çok yerinde süregelen bu tartışmaların bazılarından haberdar bile olamasak da her bir tartışmanın teoriyi de pratiği de güçlendireceğini düşünüyoruz.

Özellikle son yıllarda yayınlanan metinleri tercih edeceğimiz “Güncel Anarşist Tartışmalar” çeviri dizimizi Tommy Lawson tarafından geçen ay yayınlanan Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları broşürünün ilk bölümüyle başlatıyoruz. 3 bölüm halinde yayınlamayı planladığımız bu broşürde Lawson, Anarşist-Komünistler ve onların örgütsel pratikleri hakkında bilgi veren temel teorik kavramları tanıtıyor. Teorik kavramların ardından anarşist hareketin tarihi boyunca kullanılan örgütlenme biçim ve stratejilerine değiniyor.

“Anarşistler hangi kavramı nasıl değerlendirir? Hangi örgütlenme modeli tercih edilebilir ya da hangilerinden feyz alınabilir?” gibi sorulara cevap ararken karşımıza çıkan bu metni, kesin cevapları verdiği iddiasıyla değil -hatta salt ekonomik bir “sınıf” vurgusu yapması, işçi mücadelesini diğer mücadelelerin üzerinde değerlendirmesi gibi sebeplerle eleştirilmesi gerektiğinin altını çizerek- başkaca tartışmaların önünü açması umuduyla sizlerle paylaşıyoruz.

(Foundational Concepts of the Specific Anarchist Organisation PDF)

GİRİŞ

Bu broşürün amacı, Anarşist-Komünistlerin örgütsel modelleri, stratejileri ve taktikleri hakkında bilgi veren temel kavramları tanıtmaktır. Bu çalışma, bu kavramları anlaşılması kolay bir şekilde ortaya koymaya çalışsa da, genel olarak anarşist ya da sosyalist teoriye giriş niteliğinde değildir. Anarşist-Komünist politik eğilimlerin tarihi boyunca oluşan Anarşist-Komünist örgütlerin genel pratiklerini yansıtmaya çalışır. Bununla birlikte elbette hem tarihte hem de günümüzdeki örgütlenmeler arasında kabul edilmesi gereken bazı teorik ve pratik farklılıklar vardır. Ancak genel olarak, spesifik anarşist örgütlenmenin genel taslağını, tutarlı bir teoriler ve pratikler dizisi oluşturur. Bu broşürün, farklı örgütlenmelerin bağlamı ve pratikleriyle ilgili daha ayrıntılı araştırma yapması için okuyucuya ilham vermesini umuyoruz.

Broşürde yer alan konular ve kavramlar, konu ile ilgili temel kavramları kapsama girişimini ve ayrıca bir dereceye kadar anarşist hareketteki kişisel önyargılarımı ve deneyimlerimi yansıtıyor. Bu çalışma -hatalardan genel olarak Anarşist-Komünist örgütlerden ziyade benim sorumlu tutulmam gerektiği anlamında- yalnızca benim temel kavramları açıklamam olarak alınabilir. Ancak kuşkusuz, bir dereceye kadar Avustralya’daki hareketin ruh halini ve tercihlerini de yansıtıyor. Örneğin, günümüzde Avustralyalı Anarşist-Komünistler, Especifismo’nun spesifik anarşist örgütlenme teorisiyle eleştirel bir ilişki içindedirler(Murphy, 2020). Bu sebeple, bazı kavram ve konuların dahil edilmiş olması kadar bazılarının dahil edilmemiş olması da dikkate değerdir.

Anarşist-Komünist teorinin genişliğini ve tutarlılığını gösterme girişiminde, bir okuma listesi önerisi derlemek yerine belirli metinlere kasıtlı olarak atıfta bulundum. Referans vermek lüzumsuz olmadığı takdirde verimlidir. Erişilebilirlik adına, referanslar olabildiğince Anarchist Library, Libcom ve Marxists çevrimiçi arşivlerine yapılmıştır. Kitaplara yapılan atıflar genellikle çeviri tercihi içindir veya kaynak henüz çevrimiçi arşivlerde bulunmamaktadır.

Bazen bir dipnot detaylandırılacak, daha fazla ayrıntı verecektir. Dipnotlar bazen farklı bölümleri birbirine bağlayan kavramlar arasındaki ilişkiyi de açıklayacaktır. Bazı kavramlar diğerlerinden fazla genişletilmiştir. Bunun nedeni, fikrin, tarihsel bağlam eklemek veya pratik örnekler vermek için Anarşist-Komünistler açısından özel önemi hakkında daha fazla açıklama gerektirmesidir. Diğer kavramlar, genel olarak devrimci sosyalist teoriyi daha fazla yansıttıkları için daha kısadır. Genel olarak umut edilen, bu çalışmanın Avustralya’daki Anarşist-Komünist eğilimin tutarlılığına ve daha da gelişmesine katkıda bulunması, aynı zamanda uluslararası yoldaşlar için faydalı olmasıdır.

SPESİFİK ANARŞİST ÖRGÜT NEDİR?

Spesifik anarşist örgütün modern konseptini oluşturan fikirlerin Uluslararası İşçiler Federasyonu (IWMA) içinde bulunan Sosyal Demokrasi İttifakı’na kadar uzandığı söylenebilir. Birinci Enternasyonal olarak da bilinen büyük bir kurum olan IWMA, erken sosyalist hareketin bir araya gelişini yansıtıyordu, çünkü doğmakta olan sosyalist fikirler işçi sınıfının kurtuluşunun anlamını tartışıyordu.  Birinci Enternasyonal içinde bulunan James Guillaume, Mihail Bakunin ve diğer ‘federalist’ devrimciler, devrimci hedefler için propaganda yapan spesifik, devrimci sosyalist bir örgüt oluşturma ihtiyacını savundular (Graham, 2015). İttifak’ın tam gelişmemiş yapılarının hatları bu yoldaşlar tarafından çizildiğinden, anarşistlerin üniter devrimci örgütlenme pratiğini birbirine bağlayan kızıl (ve kara) bir ipin izi tarih boyunca izlenebilir. Spesifik anarşist örgütler, daima militanlar için eylemlerini koordine edebilecekleri; teori, pratik ve yeteneklerini geliştirebilecekleri ve kolektif bir şekilde anarşist fikirlerin propagandasını yapabilecekleri bir alan olarak işlev gösterdi (Federazione dei Comunisti Anarchici, 1985). 

Anarşizm, akademisyenler ve entelektüeller tarafından oldukça geniş bir felsefe olarak görülse de, teorik temelleri ve tarihsel yandaşlarının büyük çoğunluğunun pratikleri kesinlikle örgütsel, sınıf mücadelesi sosyalist harekete dayanıyordu. İsyancı anarşistler ve sendikalistler gibi diğer akımlar o zamanlar bunları reddetmiş olsa da Anarşist-Komünistlerin büyük çoğunluğu hem spesifik devrimci politik örgütlerin hem de kitlesel işçi örgütlerinin savunucuları oldular (Corrêa, 2021). 

Anarşist-Komünist örgütsel teorinin günümüz okuyucusunun aşina olabileceği en çağdaş tezahürü, ‘especifismo’ olarak bilinir. Especifismo, 1960’lı yıllarda programlı anarşist örgüt ihtiyacı çerçevesinde vardıkları belli başlı sonuçlara atıfta bulunmak için Uruguay Anarşist Federasyonu (FAU) tarafından teorize edildi. FAU, Uruguaylı işçilerin isyanlarında ve daha sonra askeri diktatörlüğe karşı olan direnişte önemli bir rol oynadıktan sonra ‘especifismo’ modeli Arjantin ve Brezilya’ya, daha sonra Amerika’ya yayıldı (Lawson, 2022). 

Especifistlerin fikirleri ve Peter Arşinov, Ida Mett, Nestor Mahno ve Rus Devrimi’ni takip eden diğerleri tarafından yazılan Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu yazısındaki fikirler arasında birçok benzerlik vardır. Uruguaylı anarşistlerin kendi fikirlerini geliştirirken Platform’un tarihsel belgesine erişimlerinin olmaması ise oldukça şaşırtıcıdır. Yine de, 1920’lerin ortalarında Platform’u bir model olarak benimseyen Bulgar Anarşist-Komünist Federasyonu (FAKB) üyelerinin tarihinden haberdarlardı ve etkilenmişlerdi.  Anarşist-Komünist hareketin hem en etkili üyeleri hem de yandaşlarının çoğu, biçim konusunda küçük anlaşmazlıklar olsa bile, tutarlı bir şekilde benzer bir stratejiyi savundular (Corrêa & da Silva, 2022). 

Günümüzde Platformizm, İkili-Örgütlenme ve Especifismo kavramları birbirlerinin yerine kullanılabiliyor. Ne zaman ve nerede evrimleştiklerine dair tarihsel bağlam göz önüne alındığında küçük farklılıklar bulunuyor. Ancak bu broşürde, tarihsel pratiğin sürekliliğini vurgulamak ve terimin ortodoksisine geri dönüşü önermek için “Anarşist-Komünist” terimini kullanıldı. Umuyoruz ki broşür aynı zamanda, geçen yüzyılda hiçbir şekilde durgun kalmayan Anarşist-Komünist fikirlerin modern bir ifadesini de yansıtır.

“Sosyalizmle ortak olarak anarşinin bir temeli, çıkış noktası, temel çevresi, koşullarının eşitliği vardır; ışığı dayanışma, yöntemi ise özgürlüktür. Tıpkı ufuk gibi biz ona yaklaştıkça hızla uzaklaşan mükemmellik değildir, mutlak ideal değildir; o herkesin yararına olan her türlü ilerlemeye ve her türlü iyileştirmeye açılan bir yoldur.”

Errico Malatesta, Anarşi, 1891.

ANAHTAR FİKİRLER

Bu broşürün ilk bölümü, Anarşist-Komünistler için temel kavramlara ilişkin giriş niteliğinde açıklamalar içerir. Bunlar, spesifik anarşist örgütün örgütsel kavram ve modellerinin, stratejilerinin ve taktiklerinin ortaya çıktığı teorik temeli oluşturur. Burada verilen liste, genel anarşist teori açısından kapsamlı değildir. Yükseltilen bazı kavramlar, Anarşist-Komünistlerin ve diğer anarşistlerin onları anlama biçimleri arasında bir çizgi çekmek için açıkça dahil edilmiştir.

Anarşizm

Anarşizmin kendisi bir dizi ideolojik ilke, temel strateji ve özgür bir toplum vizyonu olarak anlaşılabilir. Ayrıca anarşizm, sosyalist hareketin devrimci, sınıf mücadeleci eğilimidir. İlkeleri, anti-kapitalizm, federalizm ve araçlar ile amaçlar arasında mümkün olan en büyük uyumu yakalamaya çalışmaktır. Bu ilkeler sınıf mücadelesine, özyönetime, doğrudan eyleme ve parlamentarizmden kaçınmaya dayalı bir dizi stratejiyle sonuçlanır. Hedef, her türlü sömürü ve baskıdan arınmış, doğrudan işçiler tarafından işletilen bir toplumdur (İşçi Dayanışma Federasyonu, 2018). Anarşizm, nihayetinde bir metodolojidir (Malatesta, 1891). İlke ve stratejileriyle var olan anarşist metodun amacı, Anarşist-Komünistlere göre anarşinin kendisiyle eşanlamlı olan komünizme doğru ilerlemektir (Cafiero, 1880).

Komünizm

Komünizmin özü, “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar” (Marx, 1875) cümlesinde yatar. Tüm kapitalist toplumsal ilişkilerin ortadan kaldırılmasıdır; emeğin ücretlendirilmesi, metalaştırma, değişim değeri…

Komünizm, çeşitli devrimciler tarafından “üreticilerin özgür birliği” olarak tanımlanan yeni bir toplumun yanı sıra bireyin de kendini gerçekleştirmesini garanti eden bir dizi kolektif yöntem ve ilkenin inşasıdır (Puente, 1932; Enternasyonal Komünistler Grubu, 1930) Komünist bir toplumda herkese yaşamak için tüm ihtiyaçlara erişim, yaşamın her alanına tam anlamıyla demokratik katılım ve bireysel olarak gelişmek için mümkün olan tüm fırsatlar verilecektir. Ayrıca komünizm, sömürü ilişkilerinin yok edilmesiyle sınıfsal ayrımların da ortadan kaldırılması olacaktır.

Sınıf Mücadelesi

Kapitalist toplum nihai olarak iki temel sınıfa ayrılır. “Üretim araçlarına” sahip olan ve burjuvazi olarak da bilinen kapitalist sınıf ve “üretim araçlarına” sahip olmayan işçi sınıfı.

Kapitalistler sanayiden elde ettikleri karı maksimize etmeye çalışmak zorunda oldukları için maliyetleri düşük tutmanın yollarını ararlar. Kapitalistler genellikle, işlerini pazarda rekabetsiz hale getirebilecek  yüksek bir fiyata ürünleri satmak yerine başka çözümler bulurlar. İşçi istihdam etmek, daha ucuz malzeme kullanmak veya ücretleri düşürmek yerine otomatik makinelere yatırım yaparlar.

“Üretim araçlarına” sahip olmayan işçilerse hayatta kalmak için sahip oldukları tek şeyi -çalışma kabiliyetlerini- satmak zorunda kalırlar. Zaman ve emek karşılığında işçilere ücret ödenir. İşçiler bu ücretle yiyecek ve giyecek almak, kira ödemek, fatura ödemek, işe ulaşım için ödeme yapmak, çoğalabilecekleri ve hayatın tadını çıkarabilecekleri her şey için ödeme yapmak zorundadırlar. Açıkçası, işçiler ne kadar iyi ücret alırlarsa tatmin edici bir yaşam için o kadar fazla fırsata sahip olurlar. Bu, işçileri kapitalistlerle doğrudan bir çarpışma rotasına sokar.

Ancak bu durum, sadece zorunlu ihtiyaçlarla sınırlı kalmaz. Kapitalizmin mantığı, toplumun tamamının kar etmeye ihtiyacı olduğu fikrine dayanır. Kapitalist çıkarlar hükümete hükmediyor (iklim değişikliği konusundaki eylemsizliği düşünün, birçok sanayi kolunda kapitalistlere çok pahalıya mal olacak), yerel planlama, televizyonda gördüğümüz içerik ve hatta aile yapısını şekillendiriyor. Üretilen her şey, toplumun daha büyük ve gerçek ihtiyaçları için değil kâr için üretiliyor. İşçilerin toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu, bütün toplum yapısının burjuvazinin sınıf egemenliğine tabi olduğu anlamına gelir.

İster Anarşist-Komünist ister Marksist olsun, tüm devrimci sosyalistler için, bu çelişkilerin üstesinden gelinebilmesinin tek yolu kapitalizmin ortadan kaldırılmasıdır.

Köylüler, esnaflar ve sürekli işsizler gibi “orta sınıflar” olarak tanımlanabilecek kesimlerin varlığından bahsetmemek ihmalkarlık olur. Bu diğer sınıflar, tarihsel ana bağlı olarak, kapitalistlere karşı mücadeleye dahil edilebilir veya edilmeyebilir. Ancak, toplumun temel çatışmasının kapitalist üretimle ilgili olduğu, işçiler ve kapitalistler arasında olduğu bir gerçektir.

İşçi sınıfını toplumsal dönüşümün anahtarı yapan şey, yalnızca maddi ihtiyaçlarının doğasının kapitalistlerinkiyle çatışma şekli değil, aynı zamanda devrimci bir dönüşüm sırasında toplumun hayatta kalmak için hala üretmeye ihtiyaç duyacak olmasıdır. İşçiler böylece devrimci dönüşümde en önemli sınıf haline gelirler, çünkü herkesin ihtiyaçlarını karşılamak için üretimi hem sürdürme hem de yeniden yapılandırma becerisine ve bilgisine sahiptirler.

Sınıf Bilinci

Sınıf bilinci, işçilerin kapitalist toplumdaki konumları hakkında sahip oldukları farkındalık anlamına gelir. Yani, kapitalizmin sosyal yaşantılarını nasıl şekillendirdiği, nasıl sömürüldükleri ve sistemi nasıl yıkıp başka bir tane inşa edebilecekleri konusundaki kavrayışlarını ifade eder. Karl Marx, işçi sınıfının “kendinde” bir sınıf olarak var olduğunu, ancak mücadele yoluyla yerini fark ettiğini ve aktif olarak yeni bir toplum için mücadele ettikçe “kendisi için” bir sınıf haline geldiğini söyleyerek bunu net bir şekilde ortaya koydu (Marx, 1847) . Böyle bir ifade, bireyler arasında fikir aktarımının gerçek süreçleri hakkında büyük psikolojik kavrayışlar içermeyen bir soyutlama olsa da, belirli bir zaman diliminde  işçiler arasında hakim olan ruh halini ve siyaset biçimini anlamanın bir yolu olarak geniş çapta uygulanabilir. Anarşist-Komünistler, sınıf bilincinin en yüksek halinin, bireyin toplumdaki konumunun ve hem bireysel olarak hem de kolektifin bir parçası olarak onu değiştirmek için hareket etme kapasitesinin farkında olduğu zaman gerçekleştiğini anlarlar (Bookchin, 1975).

Anarşist-Komünistler, sınıf bilincini geliştirme sürecini, proletaryanın ihtiyaçları ile kapitalist sınıf arasındaki çekişmenin artmasının ve maddi ihtiyaçlar çatışmasının organik bir sonucu olarak görürler. Anarşist-Komünistler ve onların spesifik örgütleri burjuvazi ve proletarya arasındaki çatlağı derinleştirirken, işçi sınıfının diğer herhangi bir siyasi örgütü gibi, kendilerini devrimci bilincin nihai sonucu olarak değil bu sürecin bir parçası olarak görürler. Politik bir vizyona ve ideolojiye sahip işçilerin toplumsal mücadelesine kendi kavrayışlarını aktarma ve katkıda bulunma girişimleridir (Federazione dei Comunisti Anarchici, 2003).

Özgürlük

Özgürlük ideali, anarşist fikirlerin merkezinde yer alır. Ancak bu terim oldukça soyut görünebilir. Anarşist-Komünistlere göre özgürlük iki taraf içerir: Negatif özgürlük, “-dan özgürlük” ve pozitif özgürlük, “-a özgürlük”.

Negatif özgürlük, baskıcı toplumsal ilişkilerden özgürlük olarak görülebilir. Bununla kastedilen kapitalizm, devlet, yoksulluk, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve akla gelebilecek her türlü ayrımcılıktır. Negatif özgürlük olmadan, pozitif özgürlük olamaz.

Pozitif özgürlük, bir bireyin tüm potansiyeline ulaşma yeteneğine, bir şeyleri başarmaya dayanır. Bu, herkesin kaynaklara, eğitime ve sağlığa erişebildiği eşitlikçi bir toplumu gerektirir. O halde Anarşist-Komünistlere göre toplum, salt bireysel bir temelde elde edilemeyecek olan özgürlüğün garantörüdür. 

Mikhail Bakunin buna dikkat çekmiştir:  “Toplum, insanın insani varoluşunun temeli ve doğal başlangıç noktasıdır. Bunu, bireysel özgürlüğünü veya kişiliğini ancak çevresindeki tüm bireylerle bütünleşerek ve toplumun kolektif gücü sayesinde gerçekleştirmesi takip eder. Materyalist teoriye göre … toplum, bireyin özgürlüğünü azaltmak ya da kısıtlamak yerine onu yaratır. Toplum kök ve daldır, özgürlük ise meyvedir.” (Bakunin 1895/1973, s. 145).

Demokrasi

Anarşistler de dahil olmak üzere radikaller arasındaki demokrasi tartışmaları, demokrasinin tanımına dair tartışmalar yüzünden sıklıkla sekteye uğrayabilir. (Baker, 2022). Demokrasi kavramı genellikle bu sorundan muzdariptir, bu yüzden biraz genişletmek gerekir. “Demokrasi”yi, insan kitlelerinin birkaç yılda bir herhangi bir partiye veya politikacıya oy verdiği kapitalist devletlerin burjuva yönetim sistemi olarak düşünürsek, anarşistler böyle bir demokrasiye karşıdırlar (Price, 2018). Burjuva demokrasisi ikiyüzlüdür ve esasen “burjuva ve kapitalist çıkarları” diktatörlüğünün üzerini örter. Ancak gerçek bir diktatörlüğe kıyasla açıkça tercih edilebilirdir.

Radikal işçi sınıfı demokrasisi söz konusu olduğunda, terimin kendisi ne kastedildiğini kapsamak için yeterli değildir. Sosyalist demokrasi, ekonominin nasıl yönetileceğine dair kararlar almak için birkaç yılda bir işçi parlamentosuna işçi adayları seçmek anlamına mı gelir? Bu, burjuva demokrasisine tercih edilebilir olsa da Anarşist-Komünistler böyle bir işçi demokrasisine de karşıdırlar.

Demokrasi aynı zamanda faydacı felsefenin birikimiyle gelir. Yani, çoğunluk için en iyisi herkes için en iyisidir. Dolayısıyla standart uygulamada bir oylama, yüzde elli artı bir oy ile sonuçlanırsa kazanılır. Çoğunluk oyu, her zaman Anarşist-Komünistlerin baskın uygulaması olmuştur, ancak tüm hikayeyi anlatmaz. Bu nedenle Anarşist-Komünizmin “özgürlükçü” yönü her zaman vurgulanmıştır. 

Çoğunluk her zaman haklı olmadığı için, çoğunluk her zaman azınlıklara dikte etme hakkına sahip olmamalıdır. Ama tam tersi de olmamalıdır, azınlıkların çoğunluğa dikte etmesi daha kötü olur (Malatesta, 1926). Anarşist-Komünistler, insanların, başkalarının özgürlüğünü ihlal etmemesi koşuluyla, istediklerini yapmak için baskıdan özgürleşmeleri gerektiğine inanırlar. 

Yukarıdaki noktaların mantığından yola çıkarak demokrasi, eğer Anarşist-Komünistler tarafından olumlu bir tanım yapılacaksa, demokrasinin en radikal gerçekliği anlamına gelir. Herkes işyerinde ve toplumda alınan kararlarda söz sahibi olmalıdır. Çoğunluğa saygı duyulur, ancak azınlığın haklarını ihlal ettiklerinde değil. Böyle bir kavramın uygulanması tamamen pratiktir ve zaman zaman yine de çoğunluğa saygı duyulmalıdır (Price, 2000). Örneğin, belirli bir banliyöden geçen bir tren hattının geliştirilmesi, pratik olarak çoğunluk desteğini gerektirecektir. Buna karşılık, çoğunluğun bir sosyal kulüpte kısıtlayıcı bir kıyafet kuralı uygulamak istediğini düşünün, bu çok saçma olurdu.

Örgütlerin çoğu insanın katılamayacağı kararlar alması gerektiğinde, anarşistler belirli bir yetki devri uygulamasını savunurlar. Karar verilecek konular önceden yerel gruplar tarafından tartışılır, kararlar ve görüşler alınıp delegeye iletilir. Delege, öngörülemeyen gelişmeleri tartışmak için bir dereceye kadar özerkliğe sahip olsa da, temsil edeceği görüşlere göre tartışması ve oy kullanması beklenir. Her toplantının ardından delegeler, görevlerini yapmadıkları takdirde geri çağrılabilir ve değiştirilebilir. Bu anlamda, Anarşist-Komünistler için demokrasi benzersizdir; azınlıkları veya bireyleri gereksiz yere sınırlamayan ve bağlamayan toplumsal yaşama tam anlamıyla katılımın gerçekleştirilmesi anlamına gelir.

Araçlar ve Amaçlar

Nispeten basit bir kavram gibi görünse de araçlar ve amaçlar arasındaki uyum, anarşizmin kalbinde yer alır. Anarşist-Komünistlerin nihai hedefleri özgür bir toplumdur ve böyle bir topluma ulaşmak için kullanılan araçların böyle bir amaca ulaşmak için yeterli olması gerektiğine inanırlar. Mücadelede kullanılan araçlar, ulaşılmak istenen amaçları etkilediği için, sadece niyetlere göre değil ürettikleri gerçek sonuçlara göre de yargılanmalıdırlar (Malatesta, 1920).

Tüm felsefi düşüncelerde olduğu gibi, araçlar ve amaçlar kavramını ele alırken doğru soyutlama düzeyini korumak önemlidir. Örneğin, savaşsız bir dünya istiyorsak, bazıları “tutarlı amaçlar ve araçlar” mantığıyla pasifizmde ısrar edebilir. Ancak bu, savaşsız bir dünyayı amaçlasa da anarşist bir pozisyon değildir. Anarşist-Komünistlere göre, insanlığın kurtuluşuna katkıda bulunduğundan, ezilenlerin kendilerini ezenlere karşı şiddet içeren eylemlerde bulunması meşrudur. Ancak Anarşist-Komünistler, militarizm üzerine kurulu bir toplumun eşitlikçi, özgürlükçü bir toplum üretmeyeceğini de vurgularlar. Bu nedenle, ezilenlerin ezenlere karşı silahlı mücadelesine ilişkin pratikler, anarşizmden beslendiği sürece, tutarlı olmalıdır.

Araçlar ve amaçlar arasındaki bağlantı nedeniyle anarşist-komünistler, kullanılacak araçların da mücadele içindeki işçi sınıfının özyönetimine ve örgütlenmesine katkıda bulunması gerektiğinde ısrar ederler (Price, 2020). Bu temel konumdan federalizm ve doğrudan eylem mantığı doğar. Dolayısıyla, bir örgütün her üyesinin söz sahibi olması, yetkilendirilmiş delegelerin atanması ve liderlik pozisyonlarındaki insanlara verilen yetkilerin kısıtlanması, işçi sınıfının bağımsız mücadelede ısrar etmesi gibi anarşizme bir şekilde içkin bir dizi pratik vardır. Sosyalist değerlerin doğası ve geleceğin toplumu için vizyon soyut olduğundan ve çeşitli eğilimler tarafından tartışıldığından, anarşistlerin savunduğu mücadele biçimleri, işçi sınıfının devrimci araçları ve amaçları kendileri şekillendirme yeteneğine sahip olmasını sağlamaya yardımcı olur (Kinna, 2016).

Tarihsel Materyalizm

Tarihsel materyalizm, Anarşist-Komünistler ve Marksistler tarafından paylaşılan felsefi bir kavramdır. Teori ilk olarak Marx ve Engels’in eserlerinde dile getirildi, daha sonra Mikhail Bakunin tarafından erken anarşist teoriye dahil edildi (Morris, 1993, #78). Tamamen ampirik veya eksiksiz olmayan bir düşünme aracıdır, ayrıca somut koşullar hakkında düşünmek için yararlıdır (Oganização Socialista Libertária, 2007). Tarihsel materyalizm, toplumun herhangi bir aşamasında var olan fikirlerin sadece soyut ve insanların onları fark etmesini bekleyen hayaletler gibi dolaşan bağımsız şeyler olmadığını iddia eder. Bunun yerine, tarihin belirli bir aşamasında insanların çevreleriyle pratik, maddi etkileşimlerinin doğrudan sonucudur (Engels, 1880).

Tarihsel materyalizme göre, insanlık tarihinin her (kabaca tanımlanmış) ‘aşama’sı bir üretim tarzı, yani insanların kendi yaşamlarını üretmek, tüketmek ve yeniden üretmek, çevrelerini inşa etmek ve şekillendirmek için çevreleriyle etkileşime girme ve nihayetinde insan türünü çoğaltma biçimiyle tanımlanır. Bu aşamaların her biri, çeşitli sınıf ilişkilerini ve dolayısıyla çeşitli çelişkileri, toplumsal değişimi çatışma yoluyla yönlendirir (Federazione dei Comunisti Anarchici, 2003).

Bu çelişkilerin her birinden sonunda yeni üretim biçimleri ortaya çıkar. Sınıflar arasındaki büyük çatışmalar insanlık tarihine damgasını vurur. Antik Roma’daki köle isyanlarını, Orta Çağ’ın köylü isyanlarını ve kapitalizmin doğuşundan beri Rus ve İspanyol Devrimleri gibi işçi isyanlarını düşünün. 

Elbette bu, tarihin önceden belirlenmiş bir yol izlediği veya tarihi şekillendiren “rastgele olaylar” olmadığı anlamına gelmez. Veya insan eylemlerinin kaderin gidişatını değiştiremeyeceği anlamına da gelmez. Ancak, genelgeçer bir kural olarak, sınıf mücadeleleri, tıpkı üretim tekniklerinin gelişimi ve bilimsel yenilikler gibi, insanlık tarihinin şekillenmesine ve yönüne işaret eder.

Marx ve Engels’in görüşlerini, gelişimin kuralları olarak yorumlayan ve komünizme ulaşılabilmesi için her toplumun bir dizi aşamadan geçmesi gerektiğini öne süren bazı “Marksistler” olmuştur. Bu tür indirgemeci yorumlar, tarihsel materyalizmi devrimci içeriğinden uzaklaştırır. Tepki olarak, bazı anarşistler Marx ve Engels teorilerini tamamen reddettiler ki bu da büyük bir hatadır. Daniel Guérin’in belirttiği gibi “​’tarihsel materyalizm basit bir determinizme indirgenmemelidir; kapı, bireysel özgür iradeye ve kitlelerin devrimci kendiliğindenliğine sonuna kadar açık olmalıdır (Guérin, 1981).”

Anarşizm, Marx’ın fikirlerine sıkı sıkıya bağlı değildir, bunun yerine ideolojik amaçlarına yönelik tüm doğru bilimsel ve felsefi anlayışları kullanmaya çalışır.

Diyalektik

Diyalektik, uzun tarihsel kökleri olan felsefi bir kavramdır. Anarşizmle ilişkisi, Alman filozof Friedrich Hegel’den kopuş sırasında sosyalist felsefenin belirli eğilimlerinin gelişimine kadar geri götürülebilir. Marx, Engels, Bakunin ve bir grup genç radikal, diyalektik fikrini “tez, antitez ve sentez” olarak ortaya koyan Hegel tarafından eğitilmişti.

Diyalektiği basit terimlerle soyut bir kavram olarak ortaya koymaya yönelik herhangi bir girişimin kuşkusuz eksiklikleri olacaktır, ancak kavram radikal literatürde tutarlı bir şekilde göründüğü için temel bir açıklamaya girişmeye değerdir. Esasen tez zaten var olan bir şeydir, anti-tez onun “olumsuzlanması” veya karşıtıdır. İkisi çatışır, diğerinin unsurlarını yok eder veya emer ve sentez üretir. Hegel bu kavramları ruh gibi soyutlamalara, Marx ise toplumdaki sosyal sınıflara uyguladı. Burjuvazi, kapitalist toplumsal ilişkilerin tanımlayıcı sınıfı olarak var oluyorsa, proletarya da onun karşıtı olarak var olur. Komünizmin sentezinde her ikisinin de ortadan kaldırılmasıyla çözülen bir çatışmaya girerler. 

Bu soyut düşünme biçimi yararlı olabilir, ancak yalnızca bir araçtır. Marx’ı takip eden Friedrich Engels, diyalektiği felsefe ve sosyal bilim dışındaki alanlara oldukça şüpheli olan çeşitli şekillerde uygulamaya çalıştı.

Ancak diyalektiğin teorik bir araç olarak gücü, şeylerin statik olmadığını açıklamak için materyalist felsefeye uygulanmasıdır. Çatışmadaki çoklu güçlerin dengesine göre sürekli değişirler. Anarşist-Komünistler bazen teoride diyalektik terimini bu şekilde kullanırlar, ancak bu tüm anarşistler için geçerli değildir. Mikhail Bakunin ve Elisée Reclus gibi bazı klasik yazarların kendi diyalektik anlayışlarına sahip oldukları iddia edilebilirken, Peter Kropotkin gibi diğerleri, doğa yasalarını ve gerçekliği yanlış yansıtacak şekilde yorumlanabileceği için bu kavramı reddetti (McLaughlin, 2002; Clark, 1997; Kropotkin, 1913; Organização Socialista Libertária, 2007).

Teori ve İdeoloji

Anarşist-Komünistler için teoriyi neyin oluşturduğu ile ideolojinin ne olduğu arasında açık bir fark vardır. Anarşist-Komünistler ideolojinin “sorununu” çözmeye çalışmak yerine, teori üretiminin yanında var olması gerektiğini kabul ederler.

Teori, gerçeği bilmemizi ve kavramamızı sağlayan entelektüel araç ve kavramların ürünüdür. Mümkün olduğu kadar objektif olmaya çalışır; mantığa, gerçeklerin ve verilerin toplanmasına, test edilebilir hipotezlere dayanır. Diğer yandan, ideoloji ise insanları eyleme motive eden bir dizi soyut ilkedir. Anarşistler açısından ideoloji, esasen politik eylem için bir “motor”dur (Mechoso & Corrêa, 2009).

Sosyalizmin kaçınılmaz olduğuna inanmadıkları için anarşistler, işçi sınıfı arasında, kaynağını sınıf mücadelesinden alan anlayışlarla dolu yeni bir yaşam tarzı için bilinçli bir arzu gelişmesini sağlamalıdır. Devrimciler için eylem, yalnızca tarihin belirli bir aşamasında sahip olduğumuz sınırlı bilimsel bilgiye dayanabilir, ancak bu bizi hedeflerimize ulaşmaya çalışmaktan alıkoymaz. Bunun yanında, teorinin gelişimine ideolojik değerler tarafından ivme kazandırılır (Oganização Socialista Libertária, 2007).

Devlet

Anarşist-Komünistler için devlet, toplumdaki sınıf ilişkilerinin tezahürü olan zorlayıcı, merkezi bir kurumdur. Mikhail Bakunin, “Devlet her zaman şu ya da bu ayrıcalıklı sınıfın mirası olmuştur; ruhban sınıfı,  aristokrat sınıfı  ya da  burjuva sınıfı” (Bakunin, 1950). Peter Kropotkin’e göre “Sermaye ve devlet, birbirleri olmadan asla var olamayacak olan ve paralel büyüyen iki şeydir” (Kropotkin, 2014, #498). Errico Malatesta’ya göre toplum, diğer sınıf tarafından ezilmiş ve baskılanmış kitleler  ile ufak mülk sahiplerinin, yükselerek kendi sınıfını koruyan, meşru kılmaya çalışan özel bir sınıftan (yönetenlerden) oluşur. Wayne Price’ın belirttiği gibi, ‘devleti kapitalist ekonomi bağlamına yerleştiren teoriler arasında… anarşizm ve Marksizm öne çıkıyor’ (Price, 2018).

Marksizm ve anarşizmde devlet, sınıf mücadelesinin bir tezahürünü temsil ederken, burjuva devletinin unsurları, tarihsel olarak Marx ve Engels tarafından anarşistlere göre daha ilerici olarak kabul edildi (van der Walt & Schmidt, 2009, s. 96). Marksizm’in ötesine geçen anarşistler, devletin zorlayıcı yöntemler kullanan hiyerarşik ve merkezi bir kurum olduğunu da öne sürerler (Baker, 2019).

Devletin egemenliğini zor yoluyla uygulayan bir dizi kurumu vardır; polis, ordu, hukuk sistemi ve yargı, hapishaneler ve tüm bu baskıyı yöneten bir bürokrasi. Devletin sağlık, toplu taşıma ve altyapı gibi hizmetleri verdiği düşünülürken, kapitalist toplumun verimli çalışması için bunların zorunlu olduğu ve devletin sunduğu bu bir takım ‘olumlu’ hizmetlerin işçi sınıfının mücadelesiyle kazanıldığı unutulmamalıdır. Devletin nihai amacı kapitalist toplumun yeniden üretilmesidir.

Anarşistler, devleti analiz ederken ince bir ayrımın vurgulanması gerektiğini savunuyor. Devlet nihai olarak kapitalist egemenliği sürdürmek için var olsa da, herhangi bir toplumdaki farklı kapitalistlerin çıkarlarından farklı çıkarlar da üretir. Bu nedenle, devletin etkinliğini her zaman tamamen kapitalistlerin çıkarlarına indirgemek yanlıştır. Bir bütün olarak burjuvazinin çıkarları bazen kendi içlerinde de çatışır. Bu, bireysel kapitalistler, uluslararası şirketler ya da herhangi bir toplumun politikacıları arasında olabilir.

Ancak her iki durumda da, toplumu yönetmenin bir aygıtı ve biçimi olan devlet yok edilmelidir. Toplumun, zor gücüne sahip bir yönetici azınlık altında merkezileştirilmesi, eşitsizliği yeniden üretir. Herhangi bir devlet biçimini sürdürürken kapitalist toplumu devirmek mümkün olsa bile, anarşistler birçok eşitsizlik biçimini yeniden üretecek militarize edilmiş bir sosyalist toplumun peşinde koşmazlar. Bunun yerine, Anarşist-Komünistler, sınıflı toplumu düzenleyen yasal, askeri ve idari kurumların ortadan kaldırılmasını amaçlar. Bunların yerini, komünist üretim yöntemlerine dayanan federe ve kendi kendini yöneten proleter yapılar alacaktır (Federazione dei Comunisti Anarchici, 2008).

Anarşist-Komünistler, devletin rolünü görmezden gelerek kapitalizmin ortadan kaldırılamayacağına inanırlar, ancak devleti ortadan kaldırmak da kapitalizmin sonunu getirmeyi garantilemez.

Baskıcı Toplumsal İlişkiler

Anarşist-Komünistler sadece kapitalizme ve devlete karşı değildir; ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi, transfobi vb. her türlü baskıya karşıdır. Tutarlı bir tarihsel materyalist analiz, bu baskıların herhangi bir toplumda aldığı somut biçimlerin, söz konusu toplumun tarihsel ve üretici ilişkileri tarafından biçimlendirildiğini öne sürer. ABD’de siyah ve beyaz işçiler arasına giren ırkçılık buna örnek gösterilebilir (Rashid, 2021). Sınıf yapıları, sınıf dışı baskıların aldığı biçim için temel olsa da, baskı yalnızca kapitalizmin getirisi olmaya indirgenemez. Her baskı biçimi somut doğası içinde analiz edilmelidir (Price, 2007). Bununla birlikte, liberal kesişimsellik kavramlarının önerdiği gibi sınıf, ırk ve toplumsal cinsiyetin benzer “örtüşen” baskılar olduğu fikri doğru bir tablo sunmaz ve ileriye dönük yararlı bir yol sağlamaz (Volcano & Rouge, 2013).

Tüm işçileri birleştiren ve direnişte dayanışma olanağı sunan -ancak bu süreçte baskıcı ilişkilere bireysel ve kolektif olarak meydan okunduğunda- sınıf ilişkisidir. Ayrıca, analiz ve pratiğin anlamlı kalması için, toplumsal cinsiyet gibi kimlik ve baskı teorilerinin gelişimi bir sınıf mücadelesi çerçevesine dahil edilmelidir (Akemi & Busk, 2016).

Sömürgeleştirme

Avustralya’da yazılan her geniş kapsamlı devrimci siyaset teorisi tartışması, zorunlu olarak sömürgeleştirme sorununu ele almalıdır. Anarşist-Komünistlere göre sömürgeleştirme, bir toprağın yerli halkının mülksüzleştirildiği bir süreçtir. Sömürge süreçleri, kapitalist toplumsal ilişkiler dünyaya yayılmadan önce başlamış olsa da, sömürge projeleri yine de erken sermayenin çıkarları tarafından şekillendirildi ve ivme kazandı. Sömürgeleştirme hem kendinde bir süreçtir hem de emperyalizme yakından bağlıdır. Sermayenin birikim süreçlerindeki siyasi çıkarları merkezileşmeyi gerektirir, kapitalizm ve burjuva devleti dışında hiçbir toplumsal sisteme müsamaha göstermez. Dolayısıyla, sömürgeleştirme süreci, liberal bir kapitalist rejim altında bile sona ermez (Bonanno ve diğerleri, 2019).

Bugün kapitalizm daha fazla kaynak, daha fazla kâr ve burjuva ulus inşası projesi uğruna yerli toplulukları mülksüzleştirmeye ve yok etmeye devam ediyor. Devam eden sömürge projeleri, aynı zamanda, burjuva ulus projesinin dışında var olan yerli özerkliği ve kimliği inkar eden, zorlayıcı asimilasyon süreçlerine de dayanıyor (Melbourne Anarchist-Communist Group, 2008). Anarşist-Komünistler, kapitalist sistem altında -hiçbir anlamda- yerli toplulukların özerkliğinin veya dekolonizasyonun mümkün olmadığını savunuyor. Sömürgeleştirmeyi yalnızca devletin ve sermayenin gerçek anlamda ortadan kaldırılması sona erdirebilir.

Federalizm (Kavramsal)

Federalizm, anarşizmin en ayırt edici özelliklerinden biridir. Aynı zamanda anarşist örgütlerin nasıl yapılandırılması gerektiğine dair bir teori ve devrimci toplumsal örgütlenme için bir modeldir.

Federalizm, örgütlenmede her zaman özgürce anlaşmaya varılması gerektiğini savunur ve bu örgütlenme “aşağıdan yukarıya, çevreden merkeze” oluşturulmalı, “üst” organlar, alt-taban organlar tarafından kararlaştırılan görevleri yerine getirmekle yükümlü olmalıdır. Bir federasyonu oluşturan gruplar kendi kendilerini yönetir ve gönüllü olarak daha yüksek koordinasyon organları oluşturur. Daha yüksek seviyelerin, alt seviyeler üzerinde hiçbir şekilde yönetme gücü yoktur. Ancak bu, örgütlenmelerin birbirlerine karşı sorumlu olmadığı anlamına gelmez. (Rashid, 2020) Belirli bir temelde, ister toplumsal ister siyasi olsun, bir federasyona giren kişi ve örgütlenmeler, federasyonun kararlaştırılan ilkelerine göre yaptıkları eylemlerden sorumlu tutulur. Birbirlerine ve topluluğa karşı hesap verebilirlik, işçilerin birbirlerine değil yalnızca patronlarına, küçük işletmelerin işçilerine değil devlete ve devletin güçlü ticari çıkarlara karşı sorumlu olduğu kapitalist toplumun tam tersidir. Elbette ‘federalist’ bir temelde örgütlenmiş kapitalist devletler olsa da, federalizme gerçek devrimci içeriği ancak sosyalizm verebilir (Guérin, 1970). Yani, proleter federalizmi, burjuva federalizminden tamamen farklıdır.

Federalizm, işçilerin kendi işlerini doğrudan kontrol etmeleri, gerçek bir işçi özyönetimi temelinde sosyalizmi kurmaları ve dönüştürücü pratiklere yer açmak anlamına gelir. Dolayısıyla federalizm gerçekten de ‘aşağıdan sosyalizm’dir. Tarihten örnek vermek gerekirse, pek çok büyük sendikal örgütlenme federalist pratiklerle oluşturulmuştur. Bu örneklerin zirvesinde sayılabilecek olan anarko-sendikalist IWA (Uluslararası İşçiler Birliği), tümü federalizm temelinde faaliyet gösteren milyonlarca üyeye sahipti.

Federalizm genellikle ‘merkeziyetçiliğe’ karşı olarak düşünülür. Bu, koordineli faaliyet veya karar alma için merkezi bir alan olmadığı anlamına gelmez, daha ziyade herhangi bir toplumsal örgütlenmenin merkezi organının, parçaları üzerinde yürütme gücüne sahip bir azınlık oluşturmaması gerektiği anlamına gelir. Genellikle verimlilik adına böyle bir “merkeziyetçiliğin” kurulması, inisiyatifi ve özgürlüğü boğma eğilimindedir. Küçük azınlıklara ayrıcalıklar vererek bir örgütlenmede eşitsizlikleri büyütebilir.

Ekonomi konusunda da merkeziyetçilik sihirli bir değnek değildir. Bazı sektörlerde dev atölyeler ve fabrikalar kurularak daha iyi hizmet verilebilirken, diğerleri yerel üretim gerektirebilir. Federalizm, bu tür bir esnekliğe izin verir ve merkezileşme veya ademi merkeziyetçilik ile ilgili a priori kavramlar tarafından engellenmez. Her ikisinin etrafındaki dogmatizm de genellikle mevcut kapitalist toplumsal uygulamalardan çıkar.

Toplumsal Güç

“Toplumsal güç” terimi, anarşist literatürde “kolektif güç” ile birbirinin yerine kullanılabilen bir terimdir. Etkin olarak, kolektif hareket etme kapasitesi anlamına gelir. İnsanların çabalarını birleştirerek bir birey olarak yapabileceklerinden çok daha fazlasını başarabileceklerine dair oldukça anlamlı bir önermedir. İdeolojik düzeyde bu, liberalizmden bir kopuştur. Kapitalistlerin birer birey olarak başarılarının sadece kendi çabalarının ürünü olduğunu iddia ettiklerini bir düşünün. Ancak anarşistler için tüm emek, tüm üretim kolektif bir çabadır. Birey çalışırken bile, geçmişte teknoloji geliştiren, bilimsel keşifler yapan, toplumsal yaşamın yeniden üretimine temel oluşturan vb. insanların emeğinden yararlanır. (Rashid, 2020)

Kolektif eylem kapasitesi olarak toplumsal gücü genişletmek, anarşistler açısından, ezilen toplumsal kesimlerin mücadele etmek için bir araya gelme ihtiyacını dile getirmede anahtar bir fikir haline geldi. Bakunin bu kavramı aldı ve örgütlenmenin taktiksel ihtiyaçlarına göre genişletti:

“Halkın içinde, hükümetin ve bir bütün olarak egemen sınıfların gücünün ötesinde, büyük bir temel güç olduğu doğrudur, ancak örgütlenme olmadan temel güç gerçek bir güç değildir. Devletin gücünün temeli, halkın temel gücü üzerindeki örgütlü gücün bu yadsınamaz avantajıdır. Bu nedenle mesele, insanların isyan edip edemeyeceğini bilmek değil onlara başarılı bir sonuca ulaşmaları için gerekli araçları verecek bir örgütlenmeyi inşa edebileceklerini görmektir.” Mikhail Bakunin (Corrêa, 2009)

O halde anarşistlerin görevi, işçileri ve ezilenleri toplumsal güçlerinin dizginlerini kendi ellerine almaya, bu gücü örgütlenme yoluyla büyüterek devlete ve kapitalist sınıfa karşı kullanmaya teşvik etmektir.

Doğrudan Eylem

Toplumsal gücü kullanmanın ve teşvik etmenin bir yolu, doğrudan eylemdir. Anarşistler tarafından sıkça kullanılan bir tabirle, özünde hem stratejik hem de taktikseldir. Mücadelenin araçlarını ve amaçlarını, kapitalizm veya devlet olmaksızın işçilerin kendi kendilerini yönettiği bir toplumla ilişkilendirmeye çalışır. Doğrudan eylemin anlamı, işçi sınıfının belirli bir hedefe ulaşmak için -burjuva temsili ve yasal yolları atlayarak- kendi başlarına harekete geçmesidir. (Sparrow, 1997) Toplumsal gücün kolektif biçimde hareket etmesidir.

Doğrudan eylem terimi Fransız anarko-sendikalist Emile Pouget tarafından türetilmiştir. Pouget’ye göre kavram, işçilerin kendi mücadele araçlarını yarattığı sınıf çatışmasından doğmuştur. Doğrudan eylemde bulunan işçiler, kendilerini sadece liberal devletin vatandaşları olarak görmek yerine, kendilerini ve toplumun üreticileri olmalarından kaynaklanan güçlerini anlamaya başlarlar. İşçiler tarafından toplu olarak üstlenilen doğrudan eylem, kapitalist sisteme doğrudan bir saldırıdır. (Pouget, 1910)

Anarşist-Komünistler, küçük ölçekli ve bireysel eylemlerin ‘doğrudan eylem’ olarak fetişleştirilmesinden kaçınmaya çalışırlar. Bu, baskıcı koşullara karşı mücadele eden bireyleri desteklemediğimiz anlamına gelmez, ancak doğrudan eylemin esas anlamıyla anlaşılması gerekir. Yani, kitlesel, kolektif ve sınıf temelli eylemin dönüştürücü bir pratiği olarak.

Pratik

Anarşist siyasetin temeli, pratiğin  kavramsallaşması ya da teorinin eylem halinde somutlaşmasıdır.

Anarşist-Komünistlere özgü pratik, bir bireyin veya kolektifin -dünyayı değiştirmek için yapılması gereken eyleme özel bir vurgu yaparak- eylem ve teori arasında reflektif bir ilişki kurması anlamına gelir (Miami Autonomy and Solidarity, 2010). Bu, Marx’ın felsefi analizinde de özel bir öneme sahipti. Marx’a göre, teorideki çelişki ancak eylemde çözülebilir ve devrimci siyaset teorisini burjuva felsefesinden ayıran şey tam olarak budur. Bakunin de benzer düşüncelere sahipti; sosyalizmin kitlelerin bilinçli faaliyeti tarafından yaratılmak yerine bilim insanlarına ve aydınlara bırakılması halinde bunun sadece başka bir tiranlık olacağına inanıyordu (Bakunin, 1871).

Devrimci teoride başlangıç noktası, çelişkileri eylem yoluyla çözmeye yönelik materyalist bir toplum analizi olmalıdır (Marx, 1845). Bireyler ve kolektifler, böyle bir analizi esas alarak, dünyayı değiştirmek için üstlenmeyi seçebilecekleri eylemlere karar verirler. Üstlenmeye karar verdikleri eylem, yalnızca niyetlerine göre değil fiili sonuçlarına göre de analiz edilir ve böylece gelecekteki eyleme bilgi verilir. Körü körüne eylem kadar pratiksiz bir teori de faydasız olduğu için, bu temel kavram anarşist siyasetin temelini oluşturur (Federación Anarquista Uruguaya, 1972).

Pratiğin üstlenilmesi, topluma bilinçli ve aktif müdahale yoluyla çevremizdeki dünyayı değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda onu üstlenenleri de dönüştürür. Bu nedenle, anarşizmin bireyci okullarının veya Marksizmin otoriter, öncü okullarının aksine, Anarşist-Komünistler işçi sınıfının tamamını harekete geçirmeye çalışırlar. Nihayetinde pratik, devrimcilerle sınırlı değildir.

Anarşist-Komünistler böylece işçileri kendi kendilerini yöneten faaliyetlerde bulunmaya teşvik etmeye çalışırlar. Toplumsal eylem yoluyla insanlar dünyayı değiştirme, kolektif arzularına göre yeniden şekillendirme kapasitesine sahip olduklarını fark ettikçe, bireylerin bilinci de dönüştürülür.

“Devrimciler için anlamlı eylem toplumdaki her bireyin güvenini, özerkliğini, inisiyatifini, katılımını, dayanışmasını, eşitlikçi eğilimlerini, öz-etkinliğini artıran ve onları mistifikasyondan uzaklaştırmaya  yardımcı olan her şeydir. Verimsiz ve zararlı eylemse kitlelerin pasifliğini, kayıtsızlığını, sinizmini, hiyerarşi yoluyla farklılaşmasını, yabancılaşmasını; kendileri adına bir şeyler yapmaları için başkalarına güvenmelerini ve bu nedenle başkaları tarafından -çoğu zaman onların adına hareket ettiği iddia edilen kişiler tarafından- manipüle edilebilme ihtimalini güçlendiren her şeydir.”

–Maurice Brinton (Brinton, 1967)

Özyönetim

Toplumsal güçten, doğrudan eylemden, pratikten yararlanarak ve bunları genişleterek, hem ekonomiye hem de anti-kapitalist mücadelenin örgütlenmesine uygulanabilir bir kavram olan öz yönetimi açıklamak önemlidir. Özyönetim, her düzeyden insanların “yaşamları, toplulukları ve işyerleri” üzerinde doğrudan demokratik kontrole sahip olmaları anlamına gelir. Terimin kendisi, tabandan sosyalizm veya anarşizm kavramını, yukarıdan aşağıya örgütlenme biçimlerini haklı çıkaran diğer devrimci sosyalizm modelleriyle karşılaştırmak için popülerlik kazandı (Keefer, 2018). Özyönetim hareketleri aracılığıyla, sınıf mücadelesinin içeriği, yetkilendirilmiş delegeler ve halk meclisleri gibi demokratik biçimlerle doğrudan bağlantılı hale gelir.

Anarşistlerin içerik üzerinden mücadele biçimlerini putlaştırdıklarına dair bir yanlış anlaşılma vardır. Bu doğru değildir. Anarşistler, biçim ve içerik arasında -karşılıklı olarak birbirini güçlendiren- diyalektik bir ilişki olduğuna inanırlar. İşçi sınıfı kökenli bir yönetici komite seçen bir halk hareketi hayal edin. Bu, hareketin ileri sürdüğü taleplerin sınıfsal temelini garanti etmez. Nispeten sorumsuz küçük bir klik kendi çıkarlarını üretebilir, diğer sınıf güçleriyle ittifaklar çerçevesinde kararlar alabilir vb. Daha ziyade, demokratik biçimler, bir hareketin halk kitlesinin, yani işçilerin, en azından sınıfın mücadelenin içeriği üzerinde demokratik denetime sahip olmasını sağlayan proleter taleplerde bulunabilmesini sağlar.

Ekonomi açısından özyönetim, işçilerin kendi emekleri ve çalıştıkları alanlar üzerinde doğrudan kontrole sahip olmaları anlamına gelir (Pannekoek, 1947). Bu araçlarla işçiler, teknik-bürokratik bir yöneticiler sınıfının gelişmesini önleyerek yabancılaşmanın üstesinden gelebilirler. Demokratik olarak kontrol edilen her işyerinden delegeler, endüstrileri ve topluluk temsilcilerini birleştiren kongrelere ve organlara gönderilir. Bu, üretim ve tüketim için aşağıdan yukarıya planların çalışmasına izin verir. Öz yönetim sistemi, ekonomiyi planlamak ve üreticilere dikte etmek için küçük bir kliğin seçildiği geleneksel Leninist modelin sorunlarından kaçınır. Bu tür modellerin aksine, anarşistler, merkezileşmenin her zaman en iyi üretim modeli olduğunu belirten bir yasa olmadığına inanırlar (Fabbri, 1922). Sorun, koordinasyon anlamında merkezileşmenin özerklikle dengelenmesidir (Price, 2014).

Öz yönetimin sosyalist içeriği garanti etmediğine dair eleştiriler var. Elbette bu doğrudur. Anarşistler tam olarak bu eleştiriyi yaparlar. Örneğin kooperatifler, patronları olmayan kapitalist işletmeler olarak işler. Belirli bir zamanda belirli sosyal ihtiyaçları karşılayabilirler ancak kapitalizmden devrimci bir kopuş arayan anarşist stratejinin özü değildirler. Bir devrimden sonra, üretim araçları işçiler tarafından ele geçirildiğinde sorun değişir. Sözde “fabrika sosyalizmi” çok gerçek bir sorun haline gelebilir. 

Örneğin İspanyol Devrimi sırasında, birçok fabrika, genel olarak işçilerden ziyade öncelikle işçilerinin çıkarlarıyla ilgilenen tamamen ayrı işletmeler olarak işledi. Bu da sınıf içindeki eşitsizliği yeniden üretti (Hill, 2020). Öte yandan, bazı sendikalar üretimi tamamen toplumsallaştırarak hızla komünist yapılara doğru ilerlediler (Guillamón, 2020). O halde Anarşist-Komünistler için, devrimci dönüşüm sırasında amaç, işçilerin ekonomik örgütlerini, giderek toplumsallaşan ekonomik üretim modellerine doğru özgürce hareket etmeye teşvik etmektir.

Mümküncülük (Reform)

Mümküncülük, sosyal reformlara ve bunların potansiyeline yönelik bir tutumu ifade eder. İmkansızcılar, kapitalizm altındaki her reformun -devrim gününü ertelediği için- “uğrunda savaşmaya değmez” ve anlamsız olduğuna inanırken, Anarşist-Komünistler bu konuda daha incelikli bir görüşe sahiptir. İşçilerin ve ezilenlerin kapitalizm altında kendi yaşamlarını daha katlanılabilir kılmak için savaşmamaları gerektiğine dair iyi bir argüman yoktur. Mümküncü görüşü benimseyen anarşistler için asıl nokta, reformların nasıl başarıldığıdır. 

Reform arayan devrimcileri sosyal demokratlar gibi gerçek reformistlerden ayıran şey, reformlar için verdikleri mücadele değil, onları başarmak için üstlenilen stratejiler ve hedeflerdir. Anarşist-Komünistler, seçim adayları, lobicilik veya benzeri yollarla reform peşinde koşmazlar. Öncelikle, bu yöntemler aslında çok daha az etkilidir (Malatesta, n.d.). Anarşist-Komünistlerin reform mücadelesinde kullandıkları stratejiler, doğrudan eyleme dayanarak işçi iktidarını inşa etmeye çalışır. Bu, işçileri ve ezilenleri güçlendirir, onlara kendi kolektif eylemlerinin toplumsal gücüyle yaşamlarında iyileştirmeler sağlayabileceklerini öğretir. Anarşistlerin bu sürece müdahalesi, mücadele biçimlerini olabildiğince doğrudan demokratik ve aracısız tutmaya yardımcı olmak ve herhangi bir reform hareketi içinde sosyalizm ve devrim fikri için propaganda yapmaktır. Hareketler güçlendikçe ve sınıf, kapitalistler ve devletle çatışmasının doğası ve sınırları konusunda daha bilinçli hale geldikçe, devrimci bir an potansiyeli artar.

İkili İktidar

İkili iktidar, işçilerin ve ezilen toplumsal grupların örgütlü gücünün burjuvazininkiyle rekabet ettiği bir an, bir durumu ifade eder (Lenin, 1917). İkili iktidar terimi, Rusya’daki Sovyet iktidarı ve Kurucu Meclis (Rus parlamentosu) iktidarı bir arada bulunurken Bolşevik lider Lenin tarafından icat edildi. Bu sürdürülebilecek bir durum değildi. Sonunda, bir anarşist olan Anatoli Zhelezniakov, burjuva Kurucu Meclis’inin dağıtılmasını emretti (Heath, 2005). Böylece, işçilerin örgütlü gücü, geçici de olsa Sovyetler aracılığıyla ifade edilmiş ve sosyalist geçiş potansiyeline kapı açılmıştır.

Anarşist-Komünistler ikili iktidar durumunu amaçlamazlar, işçi iktidarını kurmaya çalışırlar. Lenin’in tanımı doğruydu ve ikili iktidar terimi başka bir şeye atıfta bulunarak sular bulandırılmamalı. İşçi iktidarının inşası, yani işçilerin ve ezilenlerin kendi taleplerini burjuvaziye ve devlete dayatma kapasitesi bir durum değil bir stratejidir (Crossin, 2022). 

İşçi İktidarı

Literatürde Halk İktidarı veya Karşı İktidar olarak da kullanılan İşçi İktidarı, yukarıda açıklanan sınıf mücadelesi, doğrudan eylem ve özyönetim tanımlarıyla bağlantılıdır. Esasen işçilerin ve ezilen grupların devletten bağımsız olarak harekete geçme ve taleplerini yerine getirme kapasitesi için bir terimdir. (Corrêa, 2009) Proletaryanın toplumsal gücünün veya özerk gücünün hareketlerde, sendikalarda ve devrimci siyasi örgütlerde birikmesidir. İşçi iktidarı yaratılır, alınmaz. İşçi iktidarının doruk noktası, bu güçlerin örgütlendiği; kapitalizm ve devleti devirerek özyönetim temelinde sosyalizmi kurduğu zamandır.

İşçi İktidarı ayrıca sınıf içinde aktörler olarak gruplar ve bireyler için bir dereceye kadar özerklik talep eder. Güç, esasen hareket etme ve şeyleri dönüştürme kapasitesidir. İşçiler yalnızca bir sınıf olarak değil, aynı zamanda geniş işçi sınıfının bireyleri ve sektörleri olarak içinde bulundukları toplumu harekete geçirme ve değiştirme yeteneğinden yoksunlarsa, işçi iktidarı terimi yalnızca soyut olarak geçerlidir.

Devrim

Anarşist-Komünistlerin devrimden yana olduğunu söylemeye bile gerek yok. O zaman soru şu, devrim gerçekten ne anlama geliyor?

Devrim, yönetici sınıfın gücünün halk kitleleri tarafından parçalandığı ve devrildiği isyancı bir andır. Popüler kültürde bir diktatörlüğün devrilmesi ve onun yerine bir burjuva demokrasisinin geçmesi bir devrim olarak düşünülebilir. Ancak anarşistlere göre bu bir siyasi devrimdir. Bir yöneticinin yerini bir başkası alır, üretim sistemi ve devlet olduğu kalır. Anarşist-Komünistlerse toplumsal bir devrim peşindedirler.

Bu, toplumun sömürüye dayalı bir toplumdan, başka bir deyişle kapitalizmden, kendi kendini yöneten bir sosyalizme dönüşmesidir. Anarşist devrim, üretim araçlarındaki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasını ve hükümetin ortadan kaldırılmasını amaçlar. Bu, orduyu, parlamentoyu, polisi ve yargıyı içerir (Malatesta 1920).

Toplumsal devrim ulusal bir mesele değildir. Anarşistler, dünyayı kendi kendini yöneten topluluklar ve aşağıdan yukarıya örgütlenmiş komünist üretimden oluşan yeni bir uluslararası federasyona dönüştürerek, devrimi tüm sınırların ötesine yaymaları için işçileri teşvik etmeye çalışacaklardır. Yol boyunca, toplumsal yaşam yeniden inşa edilirken tüm tahakküm biçimlerine meydan okunacak ve ortadan kaldırılacaktır. Devrim, yalnızca işçilerin üretim araçlarını ele geçirmesiyle değil, devletin de parçalanmasıyla başlar. Devrim, yasalar ve hükümetler tarafından kısıtlanmadan halkın harekete geçirilmesi, özgürleşmenin pratiğidir (Fabbri, 1921).

Enternasyonalizm

Enternasyonalizm -yalnızca etik bir değer olarak değil- mücadele açısından hayati bir kavram olarak anarşizmin temelidir. Kapitalizm uluslararası bir sistem olduğundan, kapitalizme karşı mücadele de ancak uluslararası olabilir. İşçilerin ulusal sınırlarla bölünmesi, nihayetinde kurtuluşu baltalar. Belirli bir emperyalist ulus devletin işçilerinin alabileceği faydalar, çoğu zaman diğer ülkelerdeki işçiler pahasına gelir. Uluslar arasındaki bölünme ne kadar büyürse, işçi hareketi o kadar bölünür ve emperyalist ulusların işçileri bile kendi güçlerini kapitalist sisteme dayatma konusunda o kadar zayıflar (Rocker, 1938). Bu nedenle, anarşistlerin emek mücadelelerinde enternasyonalizmin önemini açıklamayı hedeflemeleri hayati önem taşımaktadır.

Ayrıca milliyetçilik, işçileri rakip kapitalistlerin savaş çabalarına kurban eder. İşçilerin kâr uğruna feda edilmesine karşı çıkan anarşist anti-militarizm, önemli bir ajitasyon noktası haline gelir. Bu, kendi amaçlarımız için şiddet uygulamaktan vazgeçmek değil, daha çok ulus devletlerin ordularına ve onların kapitalist sınıflarına karşı durmaktır (Tiguan, 2022). Emperyalist ülkelerdeki işçiler için bu değer, devrimci bozgunculuk anlamına gelir. Devrimci bozgunculuk, emperyalist bir burjuvazinin mücadelesi sırasında o ülkenin işçilerinin kendi uluslarının emperyalist fetihlerinde başarısız olduğunu görmek için savaşacakları anlamına gelir. Başka bir ulusu ezmek ve işgal etmek için işçilerin hayatlarının feda edilmesine karşı propaganda yaparlar ve emperyalist savaşı sınıf savaşına dönüştürmeyi amaçlarlar (Nilsen, 2022).

Anti-emperyalizm söz konusu olduğunda, Anarşist-Komünistler diğer anarşist ekollerin aşırı solcu hatalarından kaçınmaya çalışırlar. Bazı anarşistlerin ve devrimci sosyalistlerin tüm ulusal kurtuluş mücadelelerini burjuva milliyetçiliğiyle eşitlediği bir tuzak var. Bir yandan, ulusal kurtuluş mücadeleleri kaçınılmaz olarak burjuva ve küçük-burjuva unsurları içerir; somut mücadele zorunlu olarak tüm sınıfları harekete geçirir. Ancak anarşistler için somut olarak ezilen bir ulustaki işçilerin, “milliyetçilik” tuzağına düştükleri gerekçesiyle ulusal kurtuluş mücadelesinden uzak durmasını önermek suç olur (Bonanno ve diğerleri, 2019).

Asıl nokta, stratejik katılım sorunudur. Anarşist-Komünistler, işçilerin herhangi bir ezilen ulustaki insanların büyük çoğunluğunu oluşturduğunu söyler. Bu gruplar mücadeleyi bağımsız bir temelde üstlenebilirler. Bu, burjuva ulus inşası projesine dahil olmayı gerektirmez, emperyalist ülkelerdeki devrimci bozguncu işçilerle ittifak yapma potansiyeline de karşı çıkmaz. Ulusal kurtuluş hareketlerinden kaçınan anarşist ve devrimci sosyalistlerin, bu tür mücadelenin burjuva içeriğini yalnızca daha kaçınılmaz hale getirdiği kesindir. Anarşistler katılmalı, halkı programlarına kazandırmalı ve ulusal kurtuluşu enternasyonalist, sosyalist bir devrime doğru daha da ileri götürmelidir. (Price, 2017)

Son olarak, enternasyonalizm devrimci dönemde hayati öneme sahiptir. Herhangi bir bölge devrimci bir süreçten geçmeye başladığında, kaçınılmaz olarak tecrit edilecek ve burjuva güçlerin saldırısına uğrayacaktır. Devrimcilerin saf idealleri ne olursa olsun, neyin ulaşılabilir olduğunu maddi koşullar belirleyecektir. Uzun süreli izolasyon, dejenerasyonu kaçınılmaz hale getirir. Uluslararası devrimci hareketin gücü, herhangi bir potansiyel devrimci durumu korumada, savunmada ve genişletmede temel olacaktır. Enternasyonalist örgütlenme devrimci kopuştan ne kadar önce gelirse, devrim içerik olarak o kadar enternasyonalist olacaktır.

Geçiş Dönemi ve Anarşist Kademecilik

Uluslararası devrim kavramını genişletebilmek için, kapitalizm ve sosyalizm arasındaki sözde “geçiş dönemi”nin anarşist anlayışlarıyla da ilgilenmek zorundayız. Anarşistlerin, kapitalist toplumsal ilişkiler ile komünizm arasında bir günde gerçekleşecek büyülü bir devrimci dönüşüme inandıklarına dair bir mit vardır. Hiçbir şey gerçeklerden böylesine uzak olamazdı.

Kapitalizmden sosyalizme geçiş süreci iki temel faktöre dayanmaktadır. Burjuvazi ve onun devletinin yenilgisi ve bastırılması ile sosyalist bir toplumun yeniden inşası. (Federazione dei Comunisti Anarchici, 1985) Bunların hiçbiri basit değildir ve başarılması uzun yıllar alacaktır.

Var olan burjuva ordusu ortadan kaldırılmalıdır. Farklı uluslar, ordunun gerici tehdidiyle yüzleşmede farklı görevlerle karşı karşıya kalacaklardır. Bazı ulusların hala, nüfusun çoğuyla yakın bağları olup  askere çağrılmışlardan oluşan büyük orduları var. İşçiler ve ordunun alt kademeleri arasındaki ilişkiler, daha küçük, yüksek eğitimli ve profesyonel orduların olduğu ülkelerde olmayan irtibat ve isyan fırsatları sunabilir. Bu tür ülkelerde -nüfusun genellikle silahlı ya da savaşta eğitimli olmadığı göz önüne alındığında- ordunun ekonomik izolasyonu ve felç edilmesi kilit nokta olacaktır.

Yeni popüler toplumsal örgütlenme biçimleri, ekonomik örgütlere benzer protokollerle kurulmuş milisleri örgütlemek zorunda kalacaktır. Demokratik yapılar, zorunlu roller, subaylar ve askerler arasında ayrım yapılmaması, sivil organlara hesap verme sorumluluğu ve durumun izin verdiği ölçüde kurumların mümkün olduğunca az kalıcılığı. Burjuvazinin askeri yenilgisinde temel faktör, arazi ve hatta silahlar değil, halkın olumlu iradesidir (Guillén, 1969/1973, s. 242). Ayrıca, devrimci topraklardaki güçler ile başka yerlerde devrim için savaşanlar arasındaki mücadeleyi birbirine bağlayan uluslararası organların oluşturulması gerekecektir.

Ekonomik yeniden yapılanma açısından, işçiler derhal üretimi yeniden başlatmak zorunda kalacaklardır. Hiçbir devrim, insanları aç bırakarak kazanılmadı. Üretken endüstrilerin temsilcileri bölgesel, ulusal ve uluslararası federasyonlarda bir araya gelerek, işçilerin yönetimi altındayken ekonomik konulara en acil ve pratik çözümleri bulmak zorunda kalacaklardır. Sanayi ve tarım sektörleri arasında, uygun tedarikin her iki yönde de çalışmasını sağlayacak anlaşmalar yapılması gerekecektir. Kasabalardan şehirlere, okullara ve tren hatlarına kadar her şey yeniden yapılandırılabilirdir. Devrim, işçilerin yaratıcı kapasitesini sermayenin kısıtlamalarından kurtaracaktır. Sorunlara merkezi olmayan, yerel ve ekonomik olarak federe, uluslararası çözümler bulunacaktır.

Ara ekonomik biçimlerin tam olarak nasıl şekil alacağını belirleyemiyoruz. Kendi geçimlerini sağlamak zorunda kalan işçiler özgür yaratımının öznesi olacaktır. Anarşist kademecilikle kastedilen budur (Malatesta, 1925). Bir gecede komünist bir toplum beklemiyoruz, anarşistlerin tamamen komünist uygulamalara doğru toplumsal yeniden örgütlenmeyi teşvik edeceği, kapitalist üretime alternatifler içeren bir deney bekliyoruz (Kropotkin, 2015, s. 29-39).

Özgür örgütlenmeye ve aşağıdan yukarı doğru inşaya olan bu bağlılık, anarşizmin ayırt edici bir özelliğidir. Anarşist-Komünistler, liberter amaçların otoriter yollarla elde edilebileceğine inanmazlar. Anarşizm, mümkün olduğu kadar, ne sömürücü olmayan sınıflar arasında gereksiz bir çatışmaya davet eden ne de otoriteyi milyonlarca insanın hayatını planlamakla görevli küçük bir kliğe devreden aşamalı bir çözüm bulmaya çalışır. Yalnızca ekonomik olarak uygulanabilir değil, aynı zamanda sosyal olarak en adil ve özgür biçimleri üreten pratik çözümler bulunmalıdır. (Malatesta 1925)

“Biz dayatmadan çok anlaşmaya, zorlamadan çok bilgiye, yetkiden çok özgürlüğe güveniriz. Bu yüzden özgürlükçüyüz.”

-Gerardo Gatti

Çeviri: Mercan Doğan, Umut Adnan Aydemir

The post Güncel Anarşist Tartışmalar-1: Spesifik Anarşist Örgütün Temel Kavramları (1) appeared first on Barikat Haber.

]]>