İşsizlik – Alexander Berkman

İşsizlik – Alexander Berkman

Arkadaşının bu soruyu sormasına sevindim, çünkü her işçi bu işsizlik meselesinin kendisi için ne kadar önemli olduğunun farkında. İşsiz kaldığında hayatının nasıl olduğunu ve bir işin varken de onu kaybetme korkusunun seni nasıl sarmaladığını bilirsin. Daha iyi koşullar için greve çıktığında işsizler ordusunun senin için ne kadar büyük bir tehlike olduğunun da farkındasın. Grev kırıcıların, grevini kırmaya yardımcı olmak için kapitalizmin her zaman elinde tuttuğu işsizler arasından seçildiğini biliyorsun. 

“Kapitalizm işsizleri nasıl elinde tutuyor?” diye soruyorsun. 

Seni en yüksek miktarı üretmen için uzun saatler çalışmaya ve mümkün olduğunca sıkı çalışmaya zorlayarak. Tüm modern “verimlilik” planları, Taylor ve diğer “ekonomi” ve “rasyonalizasyon” sistemleri yalnızca işçiden daha fazla kâr elde etmeye hizmet eder. Sadece işverenin yararına bir ekonomi. Ama bu “ekonomi” senin çabanın ve enerjinin devasa boyutlarda israfı, canlılığının solması anlamına gelir. 

Bu ekonomi işverenin senin gücünü ve yeteneğini en uç noktada kullanması içindir. Doğru, bu durum sağlığını ve sinir sistemini bozar, seni hastalık ve salgınların odağı haline getirir (işçi sınıfına özgü hastalıklar bile var), seni sakat bırakır ve erkenden mezara götürür- peki patronunun umurunda mı? Sakatlandığın veya öldüğün anda işini devralmaya hazır binlerce işsiz yok mu? 

Bu nedenle, bir işsizler ordusunu hazırda bulundurmak kapitalistin çıkarına olacaktır. Maaş sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır, onun zorunlu ve kaçınılmaz bir özelliğidir. 

Hiç işsiz olmaması -herkesin çalışma ve hayatını kazanma fırsatına sahip olması- halkın yararınadır. Herkesin yeteneklerine ve gücüne göre zenginliği artırmaya yardımcı olması gerekir, böylece herkes bundan daha büyük bir pay alabilir. 

Ancak kapitalizm halkın refahıyla ilgilenmez. Kapitalizm, daha önce de gösterdiğim gibi, yalnızca kârla ilgilenir. Daha az insan istihdam ederek ve onları uzun saatler boyunca çalıştırarak daha kısa saatlerde daha fazla insana iş vermeye göre daha büyük karlar elde edilebilir. Bu nedenle, örneğin günde 5 saatten 200 kişi çalıştırmaktansa günde 100 kişinin 10 saat çalışması işvereninin yararına olacaktır. 200 kişi için 100 kişiden daha fazla alana ihtiyacı olacak- daha büyük bir fabrika, daha fazla alet ve makine vb.- Yani, daha fazla sermaye yatırımı gerektirecektir. Daha az saatte daha büyük bir gücün çalıştırılması daha az kar getirecektir ve bu nedenle patron, fabrikasını veya dükkanını böyle bir şekilde yönetmeyecektir. Bu, kâr sağlama sisteminin insanlık ve işçilerin refahı ile uyumlu olmadığı anlamına gelir. Aksine ne kadar sıkı ve “verimli” çalışırsan, işte ne kadar uzun süre kalırsan işverenin için o kadar iyi ve kâr o kadar büyük olur. 

Kapitalizmin isteyen ve çalışabilen herkesi istihdam etmekle ilgilenmediğini artık görebilirsin. Aksine minimum “el” ve maksimum çaba, kapitalist sistemin ilkesi ve kârıdır. Bu, tüm “rasyonalizasyon” planlarının sırrıdır. İşte bu yüzden her kapitalist ülkede çalışmaya istekli ve endişeli ancak iş bulamayan binlerce insan göreceksin. Bu işsizler ordusu, yaşam standartların için sürekli bir tehdittir. Daha düşük ücretle senin yerini almaya hazırlar çünkü sistem onları buna zorluyor. Bu, patron için elbette çok avantajlıdır: Elinde sürekli olarak sana karşı tuttuğu bir kırbaçtır, bu yüzden onun için sıkı bir köle olacak ve kendini “evcilleştireceksin”. 

Sistemin diğer kötülüklerinden bahsetmeye şimdilik gerek yok, böyle bir durumun işçi için ne kadar tehlikeli ve aşağılayıcı olduğunu kendin görebilirsin. 

“O zaman neden işsizlik ortadan kaldırılmıyor?” diye soruyorsun. 

Evet, ortadan kaldırmak iyi olurdu. Ancak bu, kapitalist sistem ve onun ücretli köleliği ortadan kaldırılarak başarılabilirdi. Kapitalizmi -ya da başka herhangi bir emek sömürüsü ve kar etme sistemini- sırtından atmadığın sürece işsiz kalacaksın. Kapitalizm işsizlik olmadan var olamaz: Maaş sisteminin doğasında bu vardır. Başarılı kapitalist üretimin temel koşulu işsizliktir. 

“Neden?” 

Çünkü kapitalist endüstriyel sistem, halkın ihtiyaçları için üretmez; kâr için üretir. Üreticiler, malları insanlar istedikleri için ve insanlara gerektiği kadar üretmezler. Satmayı beklediklerini üretirler ve kâr için satarlar. 

Mantıklı bir sistemimiz olsaydı insanların istediği şeyleri ihtiyaç duydukları miktarda üretirdik. Belli bir bölgede yaşayanların 1.000 çift ayakkabıya ihtiyaç duyduğunu varsayalım ve bu iş için 50 ayakkabıcımızın olduğunu varsayalım. Böylece 20 saat içinde bu ayakkabıcılar topluluğumuzun ihtiyacı olan ayakkabıları üretirlerdi. 

Ancak bugünün ayakkabıcısı kaç çift ayakkabının gerekli olduğunu bilmiyor ve bunu umursamıyor. Şehrinde binlerce insan yeni ayakkabılara ihtiyaç duyabilir ancak almaya gücü yetmeyebilir. Bu koşullarda üreticinin ayakkabıya kimlerin ihtiyacı olduğunu bilmesi ne işe yarar? Bilmek istediği şey, yaptığı ayakkabıları kimin satın alabileceği ve kaç ayakkabıyı kârla satabileceğidir. 

Sonrasında ne mi olurdu? Satabileceğini düşündüğü kadar çok ayakkabı üretirdi. İyi bir kâr elde etmek için, onları en ucuza üretmek ve elinden geldiğince pahalıya satmak için her şeyi yapardı. Bu nedenle istediği ayakkabı miktarını üretmek için olabildiğince az işçiyi -zorlayabileceği kadar “verimli” ve sıkı bir şekilde- çalıştırırdı. 

Kâr amaçlı üretimin, kullanım amaçlı üretimde olacağından daha uzun saatler çalışma ve daha az istihdam anlamına geldiğini görüyorsun. 

Kapitalizm kâr amaçlı üretim sistemidir ve bu nedenle kapitalizmde her zaman işsizler olmalıdır. 

Ama kâr amaçlı üretim sistemine daha yakından bakarsan, onun kötülüğünün diğer yüzlerce kötülükte de nasıl işlediğini göreceksin. 

Şehrinin ayakkabı üreticisine dönelim. Daha önce de belirttiğim gibi, ayakkabılarını kimin alacağını veya alamayacağını bilmesinin bir yolu yok. Kaba bir hesap yapıyor, “tahmin ediyor” ve diyelim ki 50.000 çift üretmeye karar veriyor. Sonra ürününü piyasaya sürüyor. Yani toptancı, işveren ve mağaza sahibi onları satışa çıkarıyor. 

Yalnızca 30.000 çiftin satıldığını varsayalım, 20.000 çift elde kalır. Üreticimiz kalan ürünleri kendi şehrinde satamaz, onu ülkenin başka bir yerinde elden çıkarmaya çalışacaktır. Ancak oradaki ayakkabı üreticileri de aynı deneyimi yaşamıştır. Ayrıca ürettikleri her şeyi satamazlar çünkü ayakkabı arzı onlara olan talepten daha fazladır. Üretimi azaltmak zorundadırlar. Bu, çalışanlarından bazılarının işten çıkarılması, böylece işsizler ordusunun kalabalıklaşması anlamına gelir. 

Buna “aşırı üretim” denir. Ama gerçekte aşırı üretim değildir. Bunun adı “az tüketim”dir çünkü yeni ayakkabılara ihtiyaç duyan ancak onları almaya gücü yetmeyen birçok insan var. 

Sonuç? Depolar insanların istediği ancak satın alamadığı ayakkabılarla doldu, mağazalar ve fabrikalar “aşırı arz” nedeniyle kapandı. Aynı şeyler başka sektörlerde de oldu. Size de bir “kriz” olduğu ve maaşlarınızın düşürülmesi gerektiği söylendi. 

Maaşın düşürüldü ve yarı zamanlı çalışmaya başladın veya işini tamamen kaybettin. Binlerce kadın ve erkek bu şekilde işten atılıyor. Maaşları ödenmiyor, ihtiyaçları olan yiyecekleri ve diğer şeyleri alamıyorlar. Bunlar sahip olunamayacak şeyler mi? Hayır, aksine depolar ve mağazalar onlarla dolu, çok fazla var; “aşırı üretim” var. 

Öyleyse kâr için üretim sistemi olan kapitalizm, şu çılgınlıklarla sonuçlanır: 

  1. İnsanlar açlıktan ölmek zorundalar -yeterli yiyecek olmadığı için değil, çok fazla olduğu için; ihtiyaç duydukları şeyler olmadan yaşamak zorundalar çünkü o şeylerden çok fazla var. 
  2. Çok fazla şey olduğu için üretim kesilir, binlerce kişi işsiz kalır. 
  3. İşsiz kaldığı ve dolayısıyla kazanamadığı için binlerce insan satın alma kapasitesini kaybeder. Bunun sonucunda bakkal, kasap, terzi acı çeker. Bu da her yerde artan işsizlik anlamına gelir ve kriz daha da kötüleşir. 

Kapitalizmde bu, her sektörde olur. 

Kâr amaçlı üretim sisteminde bu tür krizler kaçınılmazdır. Zaman zaman gelirler; periyodik olarak geri dönerler, her zaman daha da kötüleşirler. Yoksulluğa, sıkıntıya ve tariflenemez bir sefalete neden olan bu krizler, binlerce ve yüz binlerce kişiyi işsiz bırakırlar. İflas ve icraya neden olurlar, bu da işçinin “refah” zamanında biriktirdiği ne varsa onu eritir. İsteklerin ve ihtiyaçların insanları umutsuzluğa ve suça, intihara ve deliliğe sürüklemesine sebep olurlar.  

Kâr amaçlı üretimin sonuçları, kapitalist sistemin meyveleri bunlardır. 

Ancak hepsi bunlarla sınırlı değil. Sistemin diğer bütün sonuçlarının toplamından daha kötü bir sonucu var.  

Savaş. 

Çeviren: Burak Aktaş

Yaşamı boyunca anarşizm için mücadele eden devrimci anarşist Alexander Berkman tarafından 1928’de yazılan, daha önce farklı dillerde “Anarşizm Nedir?, Anarşizmin ABC’si, Anarşist Komünizm Nedir?” isimleriyle yayınlanmış ve bugüne dek Türkçe çevirisi yapılmamış olan kitabın 5. bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.